29 Haziran 2017 Perşembe

“Nerde o eski bayramlar”


Soğumak

“Nerde o eski bayramlar” dedi ev sahibi. Kulaklarımın misafirlik kaçamağı yaptığı yöne, elimde olmadan dönüp bakıverdim. İki genç, kendi aralarında konuşuyorlar. Hepimiz kadar dertliler. Bu yaşta dünyanın bütün ağrı kesicilerine başvurmuşluğun yorgunluğu hissediliyor ses tınılarında. Misafirliğe bir süre daha gözlerimle devam edince, kulaklarımın beni yanıltmadığını hissediyorum.

O kadar dalıp gitmişler ki, bırakın beni fark etmeyi birbirlerini bile tam olarak fark etmiyorlar. Normal şartlarda bu kadar açık düşünceleri bir insan kendine bile ifade edemezken, başka birine nasıl anlatabilir ki? Sanırım en azından şimdilik çok yakınlar. Yorgunlukları ise en yakın..

Soğudum dedi tam da o arada, daha yorgun olduğunu düşündüğüm diğerine. “Bu bayramlardan soğudum”. Eski bayramlara, eski günlere ve belki de eski kendisine özlem duyuyordu. “Haklısın” dedi diğeri. “Bir kültürel alışkanlık, dini gerekçeler ya da ne olursa olsun bayram sevdiklerinle bayram” ifadesi duygudaşlığın bir başka delili. Ve daha neler neler.

Bir aşk için kullanılanına şahit olmuştum “soğumak” kelimesinin. Bir meslek için kullanıldığına da. Bir memleket, bir ders, bir kardeş, bir aile, bir kıyafet, bir telefon, bir kitap, bir yazar, bir hoca veya bir lokanta çok duyduğum soğunanlar arasındaydı. Ama bayramdan soğunulduğunu ilk defa duyuyordum. Belki de “nerde o eski bayramlar” ifadesi bu anlamı da kapsıyordu, ama doğrudan soğudum ifadesi çok ağır geldi kulağıma.

Toplumu oluşturan en dinamik bileşenler olan gençlerin özellikle, bu soğuma itirafı önemle üzerinde durulmaya değer diye düşündüm. Dikkatle dinlemeye devam etme isteği oluştu. Misafirliğin ilerleyen dakikalarında duyduklarım, soğuma eyleminin edilgen bir şekilde geliştiği yönündeydi. Toplumsal travmalar belki de en çok gençlerin dünyasına doğal afetler olarak yansıyor. Bir şekilde alışıldığında çok etkilenilmese de gençler alışana kadar birçok enkaza şahit oluyorlar ne yazık ki.

Ve bugün duyduğum “soğudum” itirafı ortaya çıkıyor. Bir gencin dilinden, plansız, düşünmeden ve o kadar içten. Belki bir daha görürüm göremem bu gençleri ama bu ifadeler hep aklımın bir köşesinde olacak.

Büyüklerin daha profesyonel, daha sempatik, “nerde o eski bayramlar” ifadesini işittikçe çoğunlukla tebessüm edilirken ben bu gençlerin “soğuma” ifadelerini hatırlayacak ve hüzünleneceğim. Bu topluma sevgi merkezli daha iyi bir hayat sunamadığımız için. Nefreti yaşatıp aşkı tükettiğimiz için. En azından tüketilmesine sessiz kaldığımız için.

En ateşli zamanlarında, hayattan, ideallerinden ve sevgiden soğuyan bir genç kendine, topluma, ve doğaya nasıl katkı sağlar dersiniz? Oysa öyle mi olmalıydı.. Gençlerimiz yanılgıların kurbanı olmak yerine doğruların kahramanı olamazlar mıydı?

Bir öğretmen olarak, öğrencilerim soğuyorken (derslerden, sevgiden vs) benim kahramanlık peşinde koşmam ne kadar idealist değil mi? Ve bunun edebiyatını (mağdur) yaparken “öğrenciyi kötüleyip” kendimi yüceltmeye çalışmak. Fırsatları tehditlere dönüştüren değilmiş gibi, sonucun bu hale gelişine hiç katkı yapmamış gibi buradan mağrur edebiyatı, kahramanlıklar üretmek..

Ve sonrasında hiçbir şey yapmamış, olmamış, gibi bayram kutlamaları. Ve klişe “nerde o eski bayramlar” retoriği. Asıl söylenmesi gereken “nerde o eski ben” veya “nerde o eski vicdan” ifadeleri ve yürekten duyulan bir “yazık!” hüznü olmalıdır. Belki bu sayede birazcık empati mümkün olabilir. Hiç değilse bir sonraki bayram için umut tomurcukları filizlenebilir.

18 Haziran 2017 Pazar

Baba olmak



Güçtür baba olmak
Hem güç hem de bir sürü güçlük
Dağ ile anlatılır bu yüzden
Dağ gibi güçlü olmak
Zirvelerin zorluklarıyla mücadele etmek
Ve tavşan var bir de
Kimseyi küstürmeden, haberdar olabilmek
Sevgi ve korkuyu eşgüdümlemek
Almış başını giden hayata denge üretmek
Kızdıklarınla yüzleşmek
En çok da babana, kızdıkların, kırdıkların
Baba olunca yeniden tanımlanır hayatın
Baba, belki de en çok empatidir
Kendi baban, başka babalar, hayaller ve gerçekler
Çocuğa bakıp da “sen nasıl babasın” diye kızdığın veliler
Büyük konuşmalar küçülür birer birer
Sözcükler küçülürken anlamlar derinleşir
Babalık, saçına, başına ve anlayışına gelir yerleşir
Dalıp dalıp gitmeler olur kırılan hayaller
Sessiz bir çığlıktır içinde, adaletsizlikler, kaybolan emekler
Başını döndürür bazen ülkede değişenler
İki ayrı uç olur bir anda, olanla olması gerekenler
Baba, sabırdır! Umuttur! Her şeye rağmen
Unutma, hem en zayıf yanın hem de güç kaynağındır ailen!

















7 Haziran 2017 Çarşamba

Tahammül yorgunluğu




Bulutlar dolmuştur bir hayli
Yağmur bahane olur
Sanma yalnız son damla kabahatli
Bardak zaten doludur
Seven göz bardağı görmez bir zaman
Tahammül arka planda çalışır durur
Sanma sadece sevgidir yorulan
Tahammül de en az onun kadar yorulur
Sevgi yorulmuşsa zamanla
Tahammül dayanamaz daha fazla
Sanma çözülür uzaklaşmakla bir şeylerden
Belki de yorgunluk en çok kendimizden
Tahammülsüzlük evet sevgisizlik demek
Tahammülse özünde zaten sevmek
Sanma güzelliğindendir her zaman hoş görmek
Velhasıl, mümkün mü sevgi güçlüyken sinirlenmek?


















6 Haziran 2017 Salı

Kardan adam - the story of snowman


   Kardan adamın hikayesi

Bundan binlerce yıl önce, ben diyeyim bin siz deyin 100 bin yıl, küçük bir dağ köyünde küçük bir çocuk yaşarmış. Öyle bir çocuk ki sanırsınız büyümüş de küçülmüş. Bu halinde anne babasını hiç bilmeyişinin payı büyük. Bunun yanında doğanın içinde olmanın, hayatı hiçbir anını kaçırmadan yaşamanın, okul yerine hayat okuluna çok erken yaşlarda başlamanın etkileri de olacaktır. Çocuk yaşlarındadır henüz ama yetişkin bir birey kadar bilgi birikimi, konuşma becerisi ve ağırbaşlılık gözlemlenir.

Yanlarında büyüdüğü büyükbaba ve büyükannesi onunla bir yetişkin gibi iletişim kurmakta, ona boyundan büyük sorumluluklar vermektedirler. Onlar da haklıdırlar bir bakıma, kimseleri yoktur ellerinden tutacak. Yaşlanmışlardır ve onca işe güç yaşam mücadelesinde onları beklemektedir. Birlikte sırtlamışlardır şimdiye kadar ve bundan sonra da birlikte devam edeceklerdir. Dolayısıyla bizim küçük kahramanımız hayat okuluna çok hızlı bir giriş yapmıştır. Güzellikleri de zorlukları da erkenden tanıma fırsatı bulmuştur.

Öyledir ya hayat. Güzeli çirkinle, iyiyi kötüyle ve mutluluğu üzüntü ile birlikte sunmaktadır. Hayat okulu bütün bunları öğrenecek kadar hatta daha fazlalarını öğrenecek kadar çok yaşantı ile doludur. Yaşadıkça öğrenir insan. Öğrendikçe büyür, olgunlaşır. Bizim küçük kahramanımız da bu şekilde öğrenmekte ve büyümektedir mevsimler birbirini kovalarken.

Küçük dağ köyünde yazlar çok neşeli geçerken kışlar bir o kadar sıkıcı ve zordur. Sadece doğanın şartlarından değildir bu zorluk. Aynı zamanda yalnızlık vardır. Yazları dağ köyüne gelen birçok göçebe aile neşe ve canlılık katmaktadır yaşama. Ama bu canlılık üç ay gibi kısa bir süre devam etmektedir. İlkbaharın canlılığını da sayarsak üç ay daha eklenebilir neşeli geçen zamanlara. Sonbahar ise sonundaki bahardan çok başındaki son hecesinin gereğini yapmaktadır. Bu mevsimde her şey sanki sona ermekte, ağaçların yaprakları ile birlikte göç eden aileler de birer birer canlılığı alıp götürmektedir.

Ve kocaman bir kış, bütün negatifliği ile karşısındadır dağ köyünün ve köyün tek çocuğunun. Kış demek sessizlik, kış demek cansızlık ve kış demek zorluk. Bir de çocuğun yüreğinden bakılınca, kış ölüm gibi bir şey. O küçücük bedenin içinde sımsıcak enerjisiyle kocaman bir çocukluk saklıyken, oynayacak kimseleri bulamamak ne kötü. Ölüme razı olmak ne acı.  Ölümün doğallaşması ne yazık.

Ölüm ne kadar doğamızın bir gereği ise umut da aynı şekilde doğamızdandır. Küçük kahramanımız yalnızlığa alışıp doğasına karşı edilgen olmaktansa, doğamızda olan bir başka gerçek, umutla etken olmayı tercih etmiştir. Yaşı henüz daha 11 olan bu koca yürekli çocuk, boyunu aşan kar yığınlarından arkadaşlar üretmiştir. Evet, yanlış duymadın, kardan çocuklar yapmıştır küçük kahramanımız.

Bu bir mucizedir. Küçücük parmakların, umut kokan mucizesi. Arkadaşları kışın gidiyorlarsa, arkadaşsız kalıyorsa o da kendi arkadaşlarını karlardan yaratmıştır. O karlar ki, arkadaşlarının gitmesinin, yalnızlığının en temel sebebidir. Bir yandan yalnızlığını giderirken diğer yandan karlardan intikamını almıştır. Öyle bir intikam ki, bulduğu kardan adam icadı, kimseye zarar vermeden bütün çocuklara mutluluk katmaktadır.

Bahçe çitlerinin karlardan görünmez hale geldiği kış aylarında dedesinin karları biriktirerek bahçe çiti olarak kullanması en önemli ilham kaynağıdır. Küçük su birikintilerinin, ırmakların üzerindeki donmuş buz tabakalarını köprü olarak kullanmaları da aynı şekilde ilhamını zenginleştirmiş olabilir. Her ne olursa olsun, küçük kahramanımızın bu gibi örneklerden bambaşka bir inovasyon üretmesi mükemmel bir iş, inovatif bir icattır.

Kardan adam kültürü o kocaman yürekli kahramana atıfla her yıl kış ayında ve dünyanın her tarafında yaşatılmaktadır. Her kardan adamda o küçük kahramana teşekkür hisleriyle dolar tüm çocuklar. Ve bir de kocaman bir acı kaplayıverir birden, hikayesini bilenleri. Şimdiki çocuklar kalabalıklarla neşe içinde kardan adam yaparken, o tek başınadır. Tek başına yıllarca kardan adam yapmaya devam etmiştir. Dolayısıyla bir umuttur kardan adam. Çaresizliğe boyun eğmeme, yalnızlığa direniştir. Mucizedir o nedenle.

Gelecek tüm çaresizliklere, uzun süren tüm kışlara ve tüm yalnızlıklara inat.

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...