Soğumak
“Nerde o eski
bayramlar” dedi ev sahibi. Kulaklarımın misafirlik kaçamağı yaptığı yöne,
elimde olmadan dönüp bakıverdim. İki genç, kendi aralarında konuşuyorlar.
Hepimiz kadar dertliler. Bu yaşta dünyanın bütün ağrı kesicilerine
başvurmuşluğun yorgunluğu hissediliyor ses tınılarında. Misafirliğe bir süre
daha gözlerimle devam edince, kulaklarımın beni yanıltmadığını hissediyorum.
O kadar dalıp gitmişler
ki, bırakın beni fark etmeyi birbirlerini bile tam olarak fark etmiyorlar.
Normal şartlarda bu kadar açık düşünceleri bir insan kendine bile ifade
edemezken, başka birine nasıl anlatabilir ki? Sanırım en azından şimdilik çok
yakınlar. Yorgunlukları ise en yakın..
Soğudum dedi tam da o
arada, daha yorgun olduğunu düşündüğüm diğerine. “Bu bayramlardan soğudum”.
Eski bayramlara, eski günlere ve belki de eski kendisine özlem duyuyordu.
“Haklısın” dedi diğeri. “Bir kültürel alışkanlık, dini gerekçeler ya da ne
olursa olsun bayram sevdiklerinle bayram” ifadesi duygudaşlığın bir başka
delili. Ve daha neler neler.
Bir aşk için kullanılanına
şahit olmuştum “soğumak” kelimesinin. Bir meslek için kullanıldığına da. Bir
memleket, bir ders, bir kardeş, bir aile, bir kıyafet, bir telefon, bir kitap,
bir yazar, bir hoca veya bir lokanta çok duyduğum soğunanlar arasındaydı. Ama
bayramdan soğunulduğunu ilk defa duyuyordum. Belki de “nerde o eski bayramlar”
ifadesi bu anlamı da kapsıyordu, ama doğrudan soğudum ifadesi çok ağır geldi
kulağıma.
Toplumu oluşturan en
dinamik bileşenler olan gençlerin özellikle, bu soğuma itirafı önemle üzerinde durulmaya
değer diye düşündüm. Dikkatle dinlemeye devam etme isteği oluştu. Misafirliğin
ilerleyen dakikalarında duyduklarım, soğuma eyleminin edilgen bir şekilde
geliştiği yönündeydi. Toplumsal travmalar belki de en çok gençlerin dünyasına
doğal afetler olarak yansıyor. Bir şekilde alışıldığında çok etkilenilmese de
gençler alışana kadar birçok enkaza şahit oluyorlar ne yazık ki.
Ve bugün duyduğum
“soğudum” itirafı ortaya çıkıyor. Bir gencin dilinden, plansız, düşünmeden ve o
kadar içten. Belki bir daha görürüm göremem bu gençleri ama bu ifadeler hep
aklımın bir köşesinde olacak.
Büyüklerin daha
profesyonel, daha sempatik, “nerde o eski bayramlar” ifadesini işittikçe
çoğunlukla tebessüm edilirken ben bu gençlerin “soğuma” ifadelerini
hatırlayacak ve hüzünleneceğim. Bu topluma sevgi merkezli daha iyi bir hayat
sunamadığımız için. Nefreti yaşatıp aşkı tükettiğimiz için. En azından
tüketilmesine sessiz kaldığımız için.
En ateşli zamanlarında,
hayattan, ideallerinden ve sevgiden soğuyan bir genç kendine, topluma, ve
doğaya nasıl katkı sağlar dersiniz? Oysa öyle mi olmalıydı.. Gençlerimiz
yanılgıların kurbanı olmak yerine doğruların kahramanı olamazlar mıydı?
Bir öğretmen olarak,
öğrencilerim soğuyorken (derslerden, sevgiden vs) benim kahramanlık peşinde
koşmam ne kadar idealist değil mi? Ve bunun edebiyatını (mağdur) yaparken
“öğrenciyi kötüleyip” kendimi yüceltmeye çalışmak. Fırsatları tehditlere
dönüştüren değilmiş gibi, sonucun bu hale gelişine hiç katkı yapmamış gibi
buradan mağrur edebiyatı, kahramanlıklar üretmek..
Ve sonrasında hiçbir şey
yapmamış, olmamış, gibi bayram kutlamaları. Ve klişe “nerde o eski bayramlar”
retoriği. Asıl söylenmesi gereken “nerde o eski ben” veya “nerde o eski vicdan”
ifadeleri ve yürekten duyulan bir “yazık!” hüznü olmalıdır. Belki bu sayede
birazcık empati mümkün olabilir. Hiç değilse bir sonraki bayram için umut tomurcukları
filizlenebilir.

