26 Temmuz 2016 Salı

Zamanın Ruhu ve İnovasyon



Geçtiğimiz günlerde hep birlikte şahit olduk ki, eski düşünce yapısı kaybetmeye mahkumdur. Düne ait ne varsa değişmektedir. Gün yeni şeyler söyleme günüdür artık. Zamanın ruhunu doğru anlayarak, yaratıcılık ve kalite merkezli inovasyon üretmek başarının anahtarı olmuştur. Hepimize düşen ise bu anahtarı kendi bağlamımıza taşımaktır.

Ülkemiz bağlamında esefle şahit olduğumuz bir darbe girişimi ve darbeye karşı tarihi duruş burada önemli bir örnektir. Hep birlikte gördük ki, darbe ne kadar eski düşünce yapısı özellikleri taşıyorsa, darbeye karşı sergilenen milli duruş o kadar zamanın ruhunu taşıyordu. Ve sonuç eskiyi temsil eden darbeciler kaybederken inovasyonu temsil eden millet kazandı. Darbeciler hep yaptıklarını yaparken Cumhurbaşkanımız liderliğindeki millet bambaşka bir şey yaptı. İşte bu tam manasıyla bir inovasyon örneğiydi.

Alışılagelen, eski düşünceye uygun olan, insanların darbecilerin emirlerine boyun eğerek evlerinden dışarı çıkmamasıydı. Eski düşünce bunu söylüyordu. Zamanın ruhu ve inovasyon ise tam tersini. Ve millet Cumhurbaşkanının davetiyle koşarak sokakları doldurdu. Olabilecek tüm riskleri göze alarak yaptı bunu. Çünkü zamanın ruhunun, inovasyonun, cezbediciliği vardı bu davetin özünde.

Benzer bir davet örneği olarak Pokemon Go oyunundan bahsedilebilir. Oyunu geliştiren şirket zamanın ruhunu doğru okuma ve inovasyon ile tüm dünyada bir cazibe yaratmış durumda. Pokemon Go, temel felsefesinde yer alan meydanlara davet ile alışılagelen sanal oyunlardan ayrılıyor. Ve dünyada milyonlarca insan, Pokemon Go ile meydanları dolduruyor. Eski düşünce yapısına sahip oyunlar ise zamanın ruhuna uygun olmadıkları için benzer ilgiyi göremiyorlar.

Eğitim yönetimi bağlamında iki çift söz etmek gerekiyor tam da burada. Bildiğimiz gibi eğitim kurumlarımızın birçoğu öğrencileri sınıflara hapsederken mevcut sınav sisteminin yapısından dolayı da evlerinde, ofislerinde ve dershanelerde hapsolma devam ediyor. Eski düşünce ürünü bu anlayış zamanın ruhuna ve inovasyona uzaktan yakında ilgili gözükmüyor. Zaman, mekan ve yaş kısıtı olmaksızın öğrenme ve gelişme fırsatları sunan inovatif sistemler insanları daha fazla cezbedecektir diye düşünüyorum.

Son yıllarda hızlı bir artış gösteren uzaktan eğitim uygulamaları bu konuda önemli kanıtlar taşımaktadır. Bir yandan uzaktan eğitimle diploma veren açıköğretim fakülteleri çoğalırken diğer yandan da örgün öğretim veren fakültelerde bazı temel derslerin uzaktan eğitimle verilmesi söz konusudur. Bu şekilde öğrencilere daha fazla zaman kalmaktadır. Bu yeni anlayış yeni öğrencilere de gereksinim duyacaktır kuşkusuz. Bu yeni öğrenciler başka bir yazının konusu olabilir.

Öğrencilerini hayata davet eden, meydanları, sokakları ve kitle iletişim araçlarını birer öğrenme fırsatına dönüştüren, sanal ile gerçeği bütünleştiren inovasyon merkezli bir eğitim, neden olmasın ki?


18 Temmuz 2016 Pazartesi

Pokemon Go


Son günlerde bir oyun dolaşıyor herkesin dilinde. Pokemon Go. Görünüşe bakılırsa bir hayli konuşulmaya devam edilecek gibi. Biraz araştırıldığında bu ilginin yersiz olmadığını hemen görebiliyorsunuz. Gerçekten zekice ve yaratıcı (creative) bir tasarım var ortada.

Kim ne yönüyle yaklaşırsa yaklaşsın, çoğunlukla negatif eleştirilerde bile oyunun değeri hissediliyor.  Bu değeri üreten en önemli etken de tasarımın temelindeki yaratıcılık. Yaratıcılık bilindiği gibi inovasyonun temeli. Dolayısıyla karşımızda başarılı bir inovasyon örneği var. Eksik yönleri kuşkusuz olabilecektir. Sonuçta oyunu piyasaya süren bir şirket. Temel amacı da doğal olarak bizim eleştirdiğimiz konular değildir.

Oyunun bireysel ve toplumsal zararlarına odaklanmaktansa, inovatif yönüne odaklanma düşüncesindeyim. Bir eğitimci olarak özellikle de eğitim yönetimci olarak bu inovasyon örneğini destekliyorum. Yiğidi öldürmeyi başkalarına bırakarak, bu yönünün üzerine gitmeyi seçiyorum. Gerçekten sanal oyun bağlamını yeniden yorumlaması, bilinen bir çizgi filmden bambaşka bir tasarım üretmesi ve teknolojiyi yeni bir boyuta taşımasıyla bu oyun, tam bir inovasyon örneği.  

Bundan 15-20 yıl önce çizgi film olarak hayatlarımıza giren Pokemon,  bugün bambaşka bir tasarımla, Pokemon Go isimli bir oyun olarak karşımızda. Değişen çok şey var elbette. Değişimin pozitif yönü olarak inovasyon kokuyor her ayrıntıda. Değişmeyen ise insanları cezbetme becerisi. Ayrıca teknolojiyi zeka ile buluşturarak yeni bir boyuta taşıması da bu cazibenin kapsamını genişletiyor. Her yaştan insanı cezbedecek bir kapsama alanı.

Peki, bu oyundan yola çıkarak eğitim sistemimizin 20 yıl öncesi ile bugünü arasında bir düşünsek, değişenler ve değişmeyenler neler olur acaba. Eğitim sistemimizdeki 20 yılı değil de 50 yılı incelesek, benzer bir inovasyon örneği bulabilir miyiz?

İlk bakışta FATİH projesi geliyor insanın aklına. Her ne kadar uygulamada istenen düzeyde olmasa da gelecek için umut veren bir vizyona sahip proje. Neredeyse alt yapı olarak da bitmek üzere. Şimdi yapılması gereken teknolojik inovasyonu ürün inovasyonuna dönüştürmek. Başka bir ifade ile devletin sağladığı bu imkanlarla inovatif uygulamalar geliştirmek ve cezbedici öğrenme süreçleri üretmek. Tıpkı herkesin elindeki telefonla Pokemon kovaladığı oyunun inovatif perspektifinde olduğu gibi. FATİH projesiyle ulaşılabilir hale gelen teknoloji, öğrenci ve öğretmenlerimiz için öğrenme uygulamalarını bambaşka bir boyuta taşıyabilir. Yapılması gereken bir an önce negatif eleştirileri bırakıp nasıl katkı yaparım düşüncesinde olmak.

Gelecek biz istesek de istemesek de geliyor. Hem de çok hızlı. Görünen o ki inovasyon geleceğin anahtar kavramlarından. İnovasyon merkezli düşünce ve uygulama Pokemon Go olarak karşımızda. Ve üretici şirket, gelecek bağlamında bir adım önde. Öyle anlaşılıyor ki bu bağlamı görece daha önce anlayan diğer kişi ve kurumlar geleceği yönetebilecek, diğerleri de negatif eleştirmekle kalacak. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Bir an önce kendimize gelmeli yaptığımız iş her ne ise yaratıcı fikirler temelinde inovatif tasarımlara kafa yormalıyız. Yarına kalmak için..


13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bir gün nasıl mahvedilir?



Mahvetmek bir günlük mesele değildir aslında. Bazen bir anlık bazen de ömürlük olur mahvedişler. Hal böyleyken genelde gün bağlamında kullanılır bu durum. Nedense hep gün mahvedilir. Uyuyup uyanınca hafiflediğinden midir? Yoksa alışıldığından mı? Bilinmez..

Kim bilir, her mahvediliş kendi özelinde bir açıklama taşıyordur belki de. Niye genellensin ki?
Genel olan, her bireyin günün birinde bu cümleyi kullanmışlığıdır. Diğer bir ifadeyle herkesin en az bir kez günü mahvedilmiştir. Genellenemeyen ise mahfedilişin düzeyi ve etki süresidir. Kimilerinde bir ömür kalırken kimilerinde kısa sürelidir mahvedilişler. Bireysel farklılıklar vesaire..

Eğitim sistemimiz birçok gencin hayatını mahvetmiştir örneğin. Dersten bırakan hocalarımız bir yönüyle günümüzü veya bir dönemimizi mahvetmiş olabilirler. Trafikte gereksiz yere geçirilen süreler güne başlangıç enerjimizi mahvederken, bir de üstüne mesai arkadaşları veya yöneticilerin tutumları bazen geri kalanını da mahvedebilmektedir. İşin özü mahvetme örnekleri saymakla bitmez.

Bunları saymak da bireysel mahvetmelerdendir. Kişi bunlarla uğraştığı her an mahvetmeleri çoğaltıyordur. Bireyler de kendi günlerini mahvederler anlaşılan. Belki de bütün mahvedişlerin özünde bu vardır. Kim bilir..

Neyse lafı çok uzatıp da bağlamı da mahvetmeyeyim. Büyüklerin bir sözünde denildiği gibi; çok laf aptala söylenir…


Selfie kelimesi yerine

Selfie kavramı ilk olarak fotoğraf çekimi bağlamında ortaya çıksa da şimdilerde çok kapsamlı bir anlama doğru yol almakta. O nedenle kelimeyi Türkçe bir kelimeyle açıklamaya çalışırken çok dikkat edilmeli. Zaten dikkat edilmediğinde görülüyor ki kabul edilmiyor sığ kelimeler. Özçekim denilen kavramın kullanımı ortada.  Görçek de yakında alır boyunun ölçüsünü. Çünkü sadece fotoğraf çekimi bağlamında düşünme ürünü bu kelimeler.

Öyle bir kavram bulunmalı ki selfie'nin düşünsel arka planı ile kullanım kapsamını devralabilsin.

Selfie sadece bir fotoğraf çekimine hapsedilemez. Selfie düşünce var örneğin:

http://bfidanmustafa.blogspot.com.tr/2016/06/selfie-dusunce.html

Selfie çağı bile denilebilir ilerinde içinde bulunduğumuz dönemi açıklarken. Ne bileyim işte selfie çok kapsamlı kısaca.

O nedenle kelime üretirken çok yönlü düşünülmelidir.  Ve ona göre kapsamlı bir Türkçe karşılık önerilmelidir. İlla da önermek gerekiyorsa tabi?

Benim kelime önerilerim de şöyle:

Kendime

Öze




7 Temmuz 2016 Perşembe

X İÇİN X’E RAĞMEN


X, bu yazı kapsamında bilinmeyen değildir. Aksine herkesin çok yakın bulacağı, toplumsal bir gerçek olan X aramızda, bir kişidir. Canlı kanlı senin benim gibi bir kişi. Zaman zaman kendini X olarak bulmayan da yok gibidir neredeyse. Dolayısıyla hepimiz X’iz diye bağırsak yanlış olmayacaktır.

Genelde ebeveynlerin çocuk yetiştirme süreçlerinde görünür olur bu X olma durumu. Çok da sık görünür hani. Çocuk için daha o doğmadan belirlenen doğrular onun iyiliği için sırayla ona uygulanır. Bu uygulama gün gelip de çocuk kendinin farkına varmaya başladıkça bir şekilde sekteye uğrayacaktır. Tam da burada başlar bizim konumuz. Çocuğa rağmen çocuk için, uygulama devam ettirilmek istenir.

Sonrasında eğitim kurumlarında görürüz benzer süreçleri. Tüm bileşenleri ile eğitimciler öğrenciye rağmen öğrenci için bir mücadeleye girişirler. İyisiyle kötüsüyle her birimizin hafızasında bu bağlama ilişkin örnekler oldukça fazla bir şekilde bulunmaktadır.

Ve sonra iş hayatı, evlilik hayatı, vb. birçok yaşam alanında devam eder bu durum. Toplumsal bir yaradır anlaşılan. Çoğu yarada olduğu gibi maruz kalırken eleştirilirken, roller değişince yine aynısı yapılır. Ne yazık ki! Dünün çocukları ebeveyn, öğrencileri öğretmen olduklarında, bu yara kendini yeniden üretmektedir. Annesi, babası ve öğretmenine kızan gençlerin çoğu annesi gibi bir anne, babası gibi bir baba ve öğretmeni gibi bir öğretmen olmaktadır. En azından çoğunluk böyledir.

Belki de öyle olması gerekiyordur diye düşünülebilir. Sonuç itibariyle kimsenin X e rağmen X için davranırken kötü niyetli olduğunu söyleyemeyiz. Öte yandan kötü bir amaçları olmaması yaptıklarının iyi olduğu anlamına gelmemektedir. Şu bir gerçektir ki, herkes kendi hayatını yaşar. Bir kişinin başka bir kişinin hayatını o kişiden daha çok düşünmesi normal bir ruh hali değildir. Olması gereken bireylerin kendi hayatlarını kendi doğalarını göre yaşamalarıdır. Ve diğer insanlara düşen de saygı ve empati süreçlerini içeren duygusal zekalarını kullanmak olmalıdır.

Oblomov romanında bu konuya ilişkin birçok örnek bulunabilir. Sholts ve Olga’nın Oblomov için tasarladıkları ve düşündükleri hayat Oblomov’un gerçekliğinden bir hayli uzaktır. Oblomov’un en yakın arkadaşı Sholts ve aşkı Olga, Oblomov’a rağmen Oblomov için çabalamışlardır roman boyunca. Bütün olarak değerlendirildiğinde hem kendileri hem de Oblomov bir hayli yıpranmıştır bu süreçte.

Kartal yumurtası örneği verilir kişisel gelişim kitaplarında. Biliriniz işte, bir kartal yumurtası tavuk kümesine düşer. Civcivlerle birlikte kuluçkadan çıkar ve bir tavuk gibi büyütülür. Ta ki kanatları ve gagası tam belirginleşene kadar. Her ne kadar tavuk gibi beslenip kümeste yaşamaya mahkum edilse de doğasında o bir kartaldır. Ömrünü kümeste tamamlasa bile tam olarak bir tavuk olamayacaktır. Ve hep gözleri gökyüzünde kendi doğasında olduğu gibi kartalları arayacaktır.

Tam tersi durum da söz konusudur toplum hayatında. Bir tavuk doğasına sahipken bir kartal gibi ailesi tarafından yetiştirilen kişiler vardır. Gün gelip bir şekilde hayatın gerçekleri ile karşılaşınca asıl olan ortaya çıkacaktır ne yazık ki. Ailesi tarafından prens ve prensesler gibi büyütülen ve kendini öyle zanneden kişilerin okul veya iş hayatlarında karşılaştıkları durum bu gerçeğin ifadesidir. Hatta çoğu örnekte yetiştirilme sürecinde var olan yeteneklerin de yok edildiği anlaşılmaktadır. Bir yandan olmayanı var gibi gösterirken olanları da yok eden bir eğitim çelişkisidir tam olarak bu durum.

“X için X e rağmen” ifadesiyle kavramsallaştırmak istenen bu durumun yanlışlığı açık olarak ortadadır.  Karşılıklı konuşma, işbirliği ve kabul alanı işletilmeden bir kişinin iyiliğini istemek sonuç vermeyecektir. Bu kişinin çocuğumuz, öğrencimiz, eşimiz ve yakın uzak çevremiz olması çok bir farklılık göstermemektedir. Eğer gerçekten X in iyiliği isteniyorsa, yöntemsel farklılıklar denenebilir. Aynı şeyi farklı bir yöntemle bambaşka bir şekilde anlatabilir ve X ikna edilerek rağmen durumu ortadan kaldırılabilir. Z kuramı ikna konusuna önem verirken, kişilerin gelişime ikna edilmesini/edilebileceğini önermektedir.

İkna, konuşma ve işbirliği önemli bir yöntemsel araç olmakla birlikte kişinin doğası ve tecrübeleri de hiçbir zaman unutulmamalıdır. Oblomov örneğinde iyi ve güvenilir bir arkadaş olan Sholts kaç kez ikna etse de Oblomov bir süre sonra kendi doğası ve yaşanmışlığını dinleyerek vazgeçmiştir. Aşk gibi çok güçlü yetkisiyle Olga bile, Oblomov’u ikna edememiştir. Dolayısıyla X için X e rağmen bir tutum yoruculuğunun yanında sonuçlarıyla da mantıklı gözükmemektedir.

Bu yazıyla ailenin çocuğu, öğretmenin öğrencisi veya aşığın da sevdiği için çabalama durumu değil, bu süreçteki yöntemi eleştirilmektedir. Bir gerçek olarak kişiliğin çok değişmeyeceği, kişiliğe odaklanmadan diğer çabaların yoruculuğu ve sonuçsuzluğu belirtilmektedir. Çocuğuna, öğrencisine ve sevdiğine yardım etmek isteyen bir kişi ilk iş olarak o kişiyi çok iyi tanımalıdır. Bir doktorun iyice muayene etmeden reçete yazmaması gibi. Veya bir matematik problemini çözmedeki gibi. Anlamadan bir soruyu çözemezken nasıl olur da başka bir insana yardımcı olabiliriz?

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...