Öz-Liderlik Bağlamında İçimizdeki Kuş ve Şeker Portakalı
Liderlik ilk önce
öz-liderlik gerektirir. Yani bir kişinin liderliği ilk önce kendi hayatının
yönetiminde kendini hissettirmek durumundadır. Bir kişi kendi öz-yönetiminde
fark yaratan bir liderlik ortaya koyamamışsa herhangi bir liderlik pozisyonu
üstlendiğinde orada da çok farklı bir performans beklenmemelidir. Bir mucize
olmadığı sürece o pozisyonda sıradan bir yönetim sergileyeceği kolaylıkla
öngörülebilir. Öğretmen liderliği örneğinde, 22 yıllık geçmiş yaşamında kendi
öz-yönetiminde lider olamayan bir öğretmenin, atanıp sınıfa girer girmez
liderler yetiştirme vizyonuna sahip liderlerin lideri bir öğretmen olması düşük
bir olasılıktır.
Liderlik olgusunun
etkili yönetim gereksiniminden doğduğu düşünüldüğünde bu durumun gelecek için
istendik olmayacağı ve kabul edilemeyeceği de bir gerçektir. Öz-liderlik, her
kişi ve toplum bağlamında etkili bir yönetim hedefinde üzerinde düşünülmesi
gereken bir konudur. Öz-liderlik üzerine düşünürken ilk akla gelen bunun
kaynağıdır. Nerden gelmektedir bu öz-liderlik olgusu? Kimlerde vardır?
Öğrenilebilir mi? Geliştirilebilir mi?
Bütün diğer liderlik
türleri gibi bunun da iki kaynağı olduğu söylenebilir. Birincisi genler, yani
doğuştan getirdiğimiz yönü, ikincisi de çevrenin etkisiyle kazandığımız
yönüdür. Biz bu yazıda ikincisi üzerinde düşünmeye çalışacağız. Yani çevresel
değişkenlerle öz-liderlik olgusunun ne yönde şekillenmekte olduğunu
irdeleyeceğiz elimizden geldiğince. Tam da bu bağlamda tüm okurlarının
yüreğinde eşsiz bir yeri olan Zeze (Şeker Portakalı) örneği daha açıklayıcı
olacağı düşüncesiyle ele alınacaktır.
İçinde şarkı söyleyen
bir kuş olduğuna inanmaktadır küçük Zeze. Ve yaşamak ağrısının getirdiği diğer
dış seslerle “büyümek” olarak isimlendirilen bir süreç sonucunda içindeki kuşun
susmasıyla karşı karşıya kalmıştır. Ne yazık ki bunun doğal bir şey olduğu
öğretilmiştir çevresindekilerden. Hepimize öğretildiği, hepimizin öğrendiği
gibi.. Öyle ya büyümek için çocukça iç konuşmalardan sıyrılabilmek
gerekmektedir!
İşte tam burada hep
çocuk kalabilme, içimizdeki kuşa özlem duyma, hep özlediğimiz o çocuk yanımızı
geri isteme düşüncesi çözüm olarak önerilmektedir. Öz-liderlik bağlamında bize
gerekli olan temel itici gücün içimizdeki kuş olduğu düşünülmektedir. Çocukken
öğrenmemizi, eğlenmemizi, mutlu olmamızı, hüzünlerimizi yönetmede sıkça
başvurduğumuz içimizdeki kuş ilerleyen büyüme sürecinde bastırılmaz, hatta
gelişmesi yönünde çabalanırsa öz-liderlik gelişimi daha etkili olacaktır.
Büyüme sonucu
içimizdeki kuşun yok edildiği, gitmek zorunda bırakıldığı durumlarda ise,
“sanki yüreğim boş bir kafes” diyen Zeze örneğindeki gibi sonuçlar kaçınılmaz
olacaktır. Öz-liderlik sürecinde çok önemli bir bileşen olarak yüreğin bu
durumu etkili bir öz-yönetim hedefinden uzaklaşmalar şeklinde kendini
göstermektedir. İçimizdeki o büyük yoksunluk başka bir şekilde de
kapatılamayacağı için hep acıyacaktır ilerleyen yaşantımızda.
Ailesi, akranları ve
çevresinde deneyimlediği yaşantıları sonucu içindeki kuşu kaybeden Zeze, bir
kurtarıcı olarak gördüğü Portuga ile her ne kadar güzel günler yaşasa da, O’nun
ölümü sonrası kendini toparlayamamıştır. Sevgi ve bağlılık yönetimi konularında
da içimizdeki kuşun önemli bir açıklayıcı olarak düşünülmesi gerekmektedir.
Öz-liderlik gelişiminin öz-yönetim, öz-düzenleme, öz-bilinç ve öz-saygı gibi
tüm boyutlarda önemli bir rolü vardır. İçimizdeki kuş veya onun gelişmiş şekli
öz-liderlik bilinci yüksek bir insanın olaylar karşısında etkilenmesi daha az
yıkıcı olacaktır. Çünkü onun konuşup kendini anlatabileceği bir dert ortağı
vardır. Ve herkes gittiğinde bile O hep kişinin yanındadır. Bir başka deyişle,
kişinin kalbi boş bir kafes değildir. Doluluk derecesi ise öz-liderlik
geliştirme sürecindeki yaşantılar sonucu her bireyde farklıdır. En azından boş
olmaması ilk adımda önemli bir gelişme olarak düşünülebilir.
Zeze örneğinde acıyı
keşfeden değerli okur arkadaşlarım beni affetsinler. Acısına veya anısına
saygısızlık gibi düşünmesinler Değerli Zeze’nin. Aksine artık başka yürekler
boş kalmasın istediğimden paylaştım bu düşünceleri. Ve şu da bir gerçek, ben de
içim parçalanarak okudum romanı. Çünkü biz de benzer yaşanmışlıklar, benzer
kırılmalar, benzer acılar taşıyorduk hatıralarımızda. Ve ne yazık ki bizim de
içimizdeki kuşa veda edişimiz, sesine kulak veremeyişlerimiz daha dün gibi
aklımızdaydı. Aslında biz kendi kuşumuza ağlıyorduk..
Sahi ya, “hayat kısa
ve kuşlar uçuyor” demişti şair..