26 Ağustos 2016 Cuma

hayat da filmler gibi..



Filmler de hayat gibidir demişti güzel bir insan. Bazen eğlence, bazen dram, komedi bazen ve gerilim zaman zaman.. Aynı zamanda öğreten, şaşırtan, kaynaştıran, anlam kazandıran ve izler bırakan. Kesinlikle katılıyorum. “Hayat da filmler gibi”. Belki de gibisi bile fazla?

Ama esas olan umudun her daim yaşatılması. Konusu ne olursa olsun bütün filmlerin orak çabası umut.

Ve filmlerde yer alan bazı sahneler. Bir an önce geçsin isterken bir türlü bitmeyen, yönetmenin ne diye koyduğu anlaşılmayan kesitler. Kuşkusuz bir anlamı olmalı ki her filmde az çok yer verilir bu kesitlere. Belki de sonuca odaklandığımızdan, sabırsızlığımızdan ve insanlığımızdan olsa gerek bu kesitleri gereksiz algılayışımız.

Hayat da bir film ya hani. Gereksiz görmemeli her sahneyi. Bunda da vardır bir hayır demeli inanarak.

İşte o anlardan birinde, bir sanatla tanıştım. Mandala. Çok eğlenceli ve keyifli bir etkinlik. İnsana düşünmeyi, odaklanmayı, sabretmeyi ve mikro-makro dengesini deneyimletiyor. İyi ki tanıştım onunla.

Mandala, mikroda ne anlamı var dediklerimizin makroda, büyük resimde anlamlanması. Tıpkı filmler gibi. Hayat gibi. Hayat da dar açıdan bakınca dram, komedi, gerilim vesaire olsa da geniş açıdan bakanlara çok daha fazlasını söylemiyor mu?

Ve her güzel şey gibi güzel insanlarla paylaşmak isterim. En kısa zamanda denemeniz dileklerimle..

Daha güzel günlere inancımız hiç bitmesin.

  

23 Ağustos 2016 Salı

Inside Out - Ters Yüz


Bir film izlersiniz. Bağlanırsınız. Kendinizle film arasında bir bağ kurarsınız. Filmin gönüllü destekçisi olursunuz. Reklamını yapar izlenilmesi için çabalarsınız. Ve iyi ki dersiniz. Çünkü o film iyi ki izlenesilerdenmiştir. Neden mi peki?

Eğlenmek, öğrenmek, bakış geliştirmek, güçlenmek, örnekler geliştirmek, bildiğin alanlarda somutlaştırmalar kazanmak, değişmek, yenileşmek, kendini ve çevreni bir kez daha anlamlandırmak, kendi uzmanlık alanına bir değer katmak, insana ilişkin, doğamıza ilişkin gerçeklerle yüzleşmek vesaire vesaire. Saydıklarım ve sayamadıklarım. Hepsi de bu filmde.

Çok da abartma denilebilir. Abartmış da olabilirim. Ama o kadar saçma sapan film var ki ballandıra ballandıra anlatılan. Onların yanında bu film için söylediklerim az bile kalır düşüncesindeyim. İzleyince eminim ki bana hak vereceksiniz.

Hepinizin hayatına bir yönüyle dokunacak. İddia ediyorum ki, tam da bu diyeceksiniz. Kendi yaşantılarınızdan veya yakın uzak çevrenizden örnekler gösterebileceksiniz.

Okulda ilk tanışma sahnesi var örneğin.

Özellikle “Neşe” karakterine bittim diyebilirim.

Ve bunun gibi sayısız sahne ve karakter. Sizi içine çekecek ve filmle bağ kuracaksınız.

Son olarak filme katkı sunan herkese teşekkür ederim. İyi filmler desteklenmeli ve çoğaltılmalı.


15 Ağustos 2016 Pazartesi

Sonuç


Sonuçlardan öğreniriz. Öyle veya böyle her sonuç kişide bazı öğrenmeler bırakır. Bireysel ve toplumsal yaşantı sonuçları çıkarımlarla öğrenmeler olarak bilişsel ve toplumsal hafızada yer edinir. En kalıcı öğrenmeler de bu şekilde elde edilenlerdir.

Sonuçlar öğrenme olarak karşımıza çıkıyorsa, mantıklı bir sonuç, çıkarım yönetimi parantezi açılabilir. Kendimiz, yakın-uzak çevremiz ve öğrencilerimiz için sonuç yönetimi ile, profesyonel sonuç değerlendirme, anlamlandırma konuşulabilir. İyi, kötü veya orta düzeyde bir sonuç ile bir sonraki yaşantılar için önemli öğrenmeler biriktirilebilir.

Her sonuç bir başlangıç anlaşılan. En kötü sonuç bile, pozitif bir bakış açısıyla gelecekteki başlangıçlar için olumlu öğrenmeler üretilebilir. Hayatın çok yönlülüğü, iyilerin yanında kötü sonuçların da varlığı, doğruların yanında yanlışların da olabileceği önemli bir gerçek. Dolayısıyla beklenmedik sonuçları ileriye dönük pozitif öğrenmelere dönüştürme, hatalardan öğrenebilme gerekliliği etkili bir sonuç yönetimini işaret ediyor.

Popper, bilim insanlarına sadece doğrulara odaklanma yerine yanlışları keşfetme prensibini önerir. İleriye dönük bir öğrenme için bin tane doğrunun yapamadığını bir tane yanlışla yapabileceğinizi beyaz-siyah kuğu örneğiyle açıklar. Beyaz kuğu örneğiyle, hataların da olağan bir sonuç olduğunu ve öğrenmeler taşıdığını; istersek hatalardan pozitif öğrenmeler biriktirebileceğimizi vurgulamaktadır.


Bakış açısı, sonuçları öğrenmeye dönüştürüme sürecinde en temel belirleyicilerden. Aynı sonuçtan farklı öğrenmeler biriktirilebilir. Sonuca yaklaşımımız, tepkileri ele alışımız ve çıkarımlarımız öğrenmelerimizi etkileyecektir. Bu bağlamda her bireyin profesyonel bir sonuç yönetimi, analiz becerileri (SWOT vb) sergilemesi gerekmektedir. Objektif, gerçekçi, mantıklı ve samimi.

Bir öğrencinin okul servisine geç kaldığı örnekte iki farklı sonuç bu bağlamı açıklamak için kullanılabilir. Saat 8’de gelen bir servise 10 dakika geç kalan bir öğrenci servisin gittiğini görür. Sonuç servis kaçırılmıştır. Benzer bir örnekte, 10 dakika geç kalan öğrenci servisin onu beklediğini görür. Servis şoförü kızgınlıkla birlikte erken gelmesi tavsiyelerinde bulunmuştur. Sonuç servis kaçırılmamış, şoförden kaynaklı kısa süreli bir huzursuzluk oluşmuştur.

İki ayrı örneği, öğrenci bağlamında değerlendirirsek, mantıksal ilişki ürünü öğrenmeler bağlamında birinci örneğin daha doğal, açık ve anlaşılabilir; ikinci örneğin ise karmaşık ve doğal olmayan bir yapısı söz konusudur. Dolayısıyla, bu sonuçları anlamlandıran ve kendi öğrenmelerini yapılandıran öğrenci birinci örnekte ikinci örneğe göre görece daha avantajlıdır. Öğrenciyi bekleyerek öğrenci için iyilik yaptığı düşünülen servis şoförü gerçekte sonuca etkisiyle pozitif öğrenmelere katkı sağlamak bir yana negatiflik düzeyini artırmıştır.

Bireyin yaşamında benzer iyi niyetle yapılan ama sonuçta negatif öğrenmeler biriktiren sayısız yaşantı örnekleri gösterilebilir. Bir annenin sevmek ve çocuğunu düşünmek gibi iyi bir niyetle her ihtiyacına koştuğu bir çocukluk sürecinde biriktirilen birçok öğrenmeyle, annesinden bağımsız yaşayamayan birçok kişi örneği bu bağlamın açıklayıcılarındandır. Oblomov karakteri de bu örneğin herkesçe bilinen figürlerindendir. Özünde iyi bir niyetle yapılan davranışlar sonuç olarak istenmeyen öğrenmeler üretebilmektedir. Dolayısıyla, iyi bir sonuç yönetimi yaşamın her alanında ele alınmalıdır.


Deneyim ve Eğitim kitabıyla Dewey, Punished by Rewards (ödüllerle cezalandırma) kitabıyla Kohn, bu bağlamda okuma tavsiyesi olarak söylenebilir. Eğitimin ve öğrenmenin yaşamdan ayrı olmadığı, bireyin ve toplumun her sonuçtan öğrenmeler biriktirdiği önemli bir veridir. Sonuçları iyi okuma, anlama ve fırsata çevirme konularını çevreleyen bir kavram olarak sonuç yönetimi konuşulabilir. Böylece iyi, kötü ya da orta düzeyde her bir sonuçla geleceğe ilişkin birikimlerin pozitiflik yönü artırılabilir.  


 


6 Ağustos 2016 Cumartesi

Mücella


MÜCELLA

Bir hayattan kâğıda dökülenlerin benim bilişsel arkaplanıma seslendikleri çağrıştırdıkları, bir parça da olsa bu yazıda. Her ne kadar anlatılan bir hayat olsa da, o hayata karışan hayatlar ve bu hayatların geçtiği koskoca bir dönem. Kapak resminden de tahmin edilebileceği gibi, yaşamasak da içimizde hissettiğimiz geçmiş zamanlar, nostalji..

İnsanın o zamanlarda yaşayası geliyor zaman zaman. Gerçi bazı bölümlerde iyi ki şimdi yaşıyorum da denmiyor değil. Ve sonunda düşüncenin varıp dayandığı yer; iyi olmak ve iyi insanlarla karşılaşmak hangi zamanda yaşadığımızdan daha önemli. Talihimiz ve kararlarımız da bu bağlamın belirleyicilerinden.

Mücella’nın “M” harfli danteller işlediği bir yanı boş bırakılan göz nuru çeyizleri örneğin, o zamanı yaşanılası yapanlardan. Romanın sonlarında “Mücella’nın dantelleri Nazlı’nın kitapları” benzetmesiyle yazar, o zamanda yaşamak isteyenlere seslenir sanki. Zaman değişse, bağlam farklılaşsa da, değişmeyenlerin varlığı ne kadar da güzel örneklendirilir Nazlı’nın kitaplarıyla.

“M” harfli çeyizlerle geleceğe hazırlanan Mücella örneğiyle aynı zamanı paylaşan Filiz de bir başka örnektir. Daha kötüsü de var mı türünden bir başka örnek de Anna Karanina’yı çağrıştıran Güzide ile Erzincanlı Er üzerinden somutlaştırılmıştır. Bir insan bundan daha aşağılık olabilir mi acaba sorusu gelir insanın aklına, Erzincanlı Er’e tanık olunca. Ve daha bir sürü örneğe şahitliğiyle bir gerçeği kavramaya hazırdır artık okuyucu, yaşanılasılık için, iyi olma iyi insanlarla karşılaşma bağlamında talihimiz ve kararlarımız yaşadığımız dönemden daha çok belirleyicidir.

Bize düşense, yaşamımızı yaşamlarımıza karışan tüm yaşamlarla birlikte, yaşanılası hale getirebilmektir. İyi olmakla başlanabilir bu sürece. Talihimiz de yaver giderse iyi insanlarla karşılaşır, kararlarımızla da iyi olma ve iyi insanlarla bir olma bağlamına süreklilik kazandırabiliriz.  Şunu da aklımızın bir köşesine koyalım ki, kusursuz dost arayan yalnız kalacaktır. Eskilerin hikayelerini anlatırken kusursuzlaştırdığımızdan olsa gerek, yaşanılasılığı bir türlü bu zamana taşıyamama durumu söz konusu. İlk önce buradan başlayarak, yepyeni bir yaşanılasılık parantezi açılmalıdır diye düşünüyorum.

Ve bugünün Mücella’larına romandan güzel birkaç anekdot,

“Sinemanın içerisi ve dışarısı, karayemişin bu yanı ve öbür yanı. Arada fark yoktu. O kadar da merak edilen ötesi, sonrası? Bir şey yoktu. Bomboştu.”

Bir de Neyyire Hanım’lar için,

“Bir kızın yarınını –bir yuva kurmak- garanti almanın yolu, onun bugününün sınırlarını çizmekle mümkün olabilirdi.”

Kendisine bir şey olduğunu fark eden ama ne olduğunu çıkaramayan Nazlı’lar için Mücella’nın dilinden,

“Kıymetini bilin. Gidin evinize. Oturun dizinin dibine, ananızın gözlerinin içine bakın.”

Bir başka anekdot da Yusuf Ziya’lar için

“Hayat her şeye rağmen her yerdedir ve değerlidir”

Ve nedense en çok yaralayan yerlerden birinde, Güzide’ler için,

“Koca bir ‘keşke’ geçmişti Güzide’nin içinden. Keşke hiç bilmeseydim. Öyle bir çocuk saflığında yaşayıp gitseydim.”



2 Ağustos 2016 Salı

Boncuk Oyunu



Birey ve örgüt ilişkisi üzerine güzel bir deneyim. Her ne kadar hacimli sayfalarıyla göz korkutsa da iyi ki okunan kitaplardan. Alman kalitesi de önemli bir ayrıntı. Joseph Knecht'in sürükleyici yaşam öyküsü, kendini gerçekleştirme denilen süreç, öğrencilikten hayatın derinliklerine her yönüyle bu romanda.

Bireysel yetenekler, toplumsal gereklilikler, saçma sapan ritüeller, duyarsızlık, entelektüel çapulculuk, özgürleşme, öğrenme, gelişme, edebiyat, müzik, matematik vesaire vesaire…

Özellikle de eğitim. Her şeyiyle kendi kendini yiyip bitiren kapalı sistem yapısıyla Kastalyada, eğitim konusuna önem veriliyor. Ne yazık ki, özgünleştiren eğitim yerine kendini yeniden üreten bir eğitim anlayışıyla kendileri gibi saçma sapan entelektüel çapulcular arayan, bireye, gerçeklere ve çevreye duyarsız kendi içine kapalı bir eğitim anlayışı. İşleyişine bakarsanız son derece kaliteli. Kendi içinde çok başarılı.

Eğitim hatası denilebilecek bir ürün olarak Joseph Knecht, böyle kaliteli bir eğitim sonrasında yapmaması gereken şeyi yaparak sistemin kendisini sorgular. Ve romanın merkezi burasıdır. Boncuk Oyunu tam da burada yön değiştirir. Bir öğrenci olarak başladığı hayat serüvenini Kastalya’nın en üst seviyesine yükselerek taçlandıran Knect, süreçte aklına takılan sorularla boğuşurken en sonunda istifa mektubu yazarken bulur kendisini. Öyle bir mektup ki, sadece istifa değil aynı zamanda kapalı bir sistem olan Kastalya eleştirisi. Gerçeğin, görmezden gelinen gerçeğin soğuk yüzü.

Ve Knect’i çok seven üstatlarının gerçekle yüzleşme anı, hayal kırıklığı.  Kastalya’da değişmeyen alışkanlıklar. Klasik örgüt refleksleri. Ve kabul edilmeyen eleştiriler.

Son olarak da Joseph Knecht’in dış dünyaya yeniden alışma süreci. Her ne kadar kısa sürse de önemli bir örnek okurlara. Hayat devam ediyor. Ve Kastalya’dan ibaret değil.


Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...