Şu kar bi kalksın, şu kış bi geçsin, şu yağmurlar bi
dursun, şu soğuklar bi sona ersin, şu vizeler bitsin, şu okul bi tatile girsin,
hele bi atanayım, şu arabanın taksitleri bi bitsin de, çocuk biraz kendini
toparlasın bakalım, şu olana kadar ben yokum, yaz gelmeden olmaz, şu olmazsa
olmaz, bu olmazsa olmaz vesaire..
Kar, kış, dert, hastalık veya herhangi bir sıkıntı!
Hepsi ama hepsi hayatın doğasından. Yaşam mutlulukla birlikte mutsuzluk,
sevgiyle birlikte sevgisizlik, umutla birlikte umutsuzluk, sıkıntı ile birlikte
ferahlık, sorunlarla birlikte çözümler taşır özünde. Hepsi de doğaldır.
Her ne kadar ikisi de doğal olsa da çoğunlukla insan
iyi olanı ister. Mutluluk varken kim ister ki mutsuzluğu. Sevilmek varken
sevgisizlik istenmesi ne kadar doğaldır?
Hal böyleyken bir türlü her şey iyi olamaz nedense? Herkes
iyiyi istese de iyi kadar kötüyü de yaşamak da doğamızdandır. Hayatı dertsiz
olan var mı? Veya mutsuzluğu tanımadan mutluluğu bilmek ne kadar mümkün? Savaşın
olmadığı yerde barışın değeri anlaşılabilir mi?
İnsanlık ancak büyük savaşlardan sonra barışın
değerini öğrenebilmeleri bunun kanıtı. Birkaç nesil sonra yeniden savaşa
sürüklenmeler ise yine insanın doğasından. Barış zamanları insanlara zor
günleri unutturur ne yazık ki. Gündüzün değerini bilmek için geceye ihtiyaç
duyuşumuz da doğamızdan. Sağlığın değeri için hastalığa ihtiyaç duyuşumuz gibi.
Gece gündüzü, hastalık sağlığı, kış yazı ve
mutsuzluk mutluluğu daha iyi anlamamızı sağlar demek. Peki, başka ne sağlarlar?
Kış sadece yaz için mi? Mutsuzluk sadece mutluluk..
Her birinin kendi doğalarında bir yeri olmalı. Geceyi
gündüzden daha çok seven insanlar var örneğin. Kışı yazdan daha çok sevenler
olduğu gibi. Sıkıntılı zamanlarda daha çok yaratıcı fikirler üreten kişiler örneğin..
“Yumurta kapıya dayanınca” diye başlayan gerçekler kümesini kim yok sayabilir. Mutsuzken
daha çok çalışan kişiler de var belki. Sadece gülmeyi değil ağlamayı da
değerlendirenler ayrıca. Gündüzün yanında geceleri de değerlendirenler olduğu
gibi.
Olmalıdır da. Birileri bir yerlerde olduruyorsa,
bizim de oldurmamız için bir engel olmasa gerek. Kışı yaz bekleyerek
geçirmektense kış olarak değerlendirmek neden olmasın. Yaz zaten gelir. Beklesen
de beklemesen de.. Doğa okumalarımız bize kıştan sonra bahar ve yazın
geleceğini hatta sürelerini bile öğretmiştir. Aşağı yukarı çok bir şey
değişmeden takvimler değiştikçe kış yerini yaza bırakır.
Toplumsal olaylarda da benzer olarak toplum
okumaları ile öngörüler yapılmaktadır. Birçok bilim dalı bu alana dönük
çalışmalar üretmektedirler. Bir toplumun geleceği, geçmişi ve şimdi üzerinden üç
aşağı beş yukarı okunabilmekte. Çoğunlukla da tutar bu gelecek projeksiyonları.
Sıkıntılı günler ömürlük kalıcı değiller ya. İnsan gündelik sıkıntılara kapılıp
kalarak yaşamı kaçırmamalı. Bir yandan da bu gelecek okumalarına odaklanıp
bugünden kopmamalı. Gelecek zaten gelir. İş bugünü her şeye rağmen tadında
yaşamak.
“Kaybolan yıllar” üretmemek için. Kimse kimseye
bırakın yılları, kaybolan günleri bile geri veremez çünkü. Neden kayıp olarak
yaşansın ki? Kışsa kış, dertse dert, geceyse gece..
Bir yandan yazı beklerken bir yandan da kışın tadını
çıkarılabilir. Gündüz planları yaparken gece de güzel zaman geçirilebilir. Yaza
merhaba derken daha güçlü haykırmak için kışa tebessüm edilebilir.
