14 Ocak 2015 Çarşamba

İnsan Sermayesi Teorisi ve Türkiye Gerçeği / de jure & de facto


İnsan sermayesi teorisi 1960’lı yılarda ortaya çıkan eğitimin ekonomik yönünü inceleyen önemli bir teoridir. Bu döneme kadar ekonomide fiziki yatırımlar temel alınırken bu teoriyle birlikte insan unsuruna yapılan harcamalar da “yatırım” olarak değerlendirilmeye başlanacaktır. Bir işyerinde artan fiziki yatırımlar üretim kapasitesini artırmaktadır. İnsan sermayesi yatırımı da üretim kapasitesi yanında bir de üretim kalitesini artırmaktadır. Bu nedenle insan sermayesine yapılan harcamalar bu kuramda tüketim değil, yatırım olarak değerlendirilmektedir. Yatırım olarak görüldüğü için de bireyin kendisi, ailesi, işyeri ve devlet insan sermayesini yatırımlarına önemli kaynaklar ayırmaktadır.

Eğitim en temel insan sermayesi yatırımıdır. Bireyin kendisi ve ailesi en iyi eğitimi almak ve iyi bir gelecek sağlamak için eğitime yatırım yapmaktadırlar. Çocuklar zamanının çoğunu eğitimle geçirirken, ailesi de elinde avucunda ne varsa çocuklarının eğitimine yatırmaktadırlar. Devlet bütçesinin büyük bir bölümünü eğitime ayırmaktadır. Resmi ve özel kurumlar bütçelerinin bir kısmıyla hizmetiçi eğitimler, kurslar, seminerler vb. düzenlemektedirler. Yaşamboyu öğrenme son yılların gözde kavramlarındandır.

Eğitim ve her türlü yetiştirme süreçlerinin yanında insan sermayesi yatırımlarından diğer önemli bir tanesi sağlığın korunmasıdır. Uzun süre bireysel ve toplumsal yatırımla yetiştirilen insan sermayesi, üretime daha uzun vadeli ve kaliteli katkı sağlaması için sağlıklı olmalıdır. Bir toplumda eğitime, sağlığa, ulaşıma vb. insan sermayesi yatırımlarına verilen değer, o toplumun kalkınmışlığına yansımaktadır.

Tüm bu bilgiler ve teoriler ışığında gelin bir de ülkemizdeki acı gerçekleri değerlendirelim. Genç nüfusuyla her konuda ön plana çıkan güzel ülkemde bu potansiyelin ne kadar ucuz olduğuna birlikte şaşalım. Sadece genç nüfusu değil, genel olarak insan sermayesinin hem çok ciddi yatırımlar yapılırken aynı zamanda ne kadar kolay harcandığına eyvahlar edelim. Sabahattin Ali’nin o yürek yakan deyimiyle biz de kocaman bir “yazık!” diyelim.

Evet, yazık! Bize, hepimize, ülkemize, geleceğimize..

Güzel ülkemin acı gerçeği hangi konuda teorileri tutturmuştu ki insan sermayesi teorisinde tutturacaktı. Hem 1960’larda ortaya çıktı derken, Amerika’da çıktığını belirtelim. Çünkü özgürlük, eşitlik, demokrasi vb. kavramları da teorik olarak 1700’lerde çıkmışken biz hala bekliyoruz. Sabırla. Yılmadan. Orwel’ın eşitlik teorisi gibi bazı teorilerse istisna..
Ateşin düştüğü yeri yaktığı güzel ülkemde, ne emekler vererek eğitilmiş ve bir yerlerde tam ülkesine hizmet edecekken çeşitli nedenlerle engellenen sayısız örnek bulunabilir. Bu örnekler de bilmem hangi ünlü kişinin eski eşi kadar, boşanması, elbisesi vb. kadar medyada yer almaz. Unutulur gider. Dedik ya, bu memlekette ateş düştüğü yeri yakmaktadır.

Çocuğunu yetiştirmiş tam da mutluluğunu görecekken, güzel yavrusunun cansız bedenine sarılarak feryat eden nice anne vardır bu memlekette, acısını sessizce yüreğinde taşıyan.
Maganda kurşunu, kaza kurşunu, terör, trafik terörü, deprem, sel, iş kazası, yangın vesaire vesaire.. Hepsinin ortak noktası insan sermayesinin güzel ülkemde ne kadar değersiz oluşudur. Aslında tüm bunlar bir ölçüde doğal, olağan gelişmelerdir. Evet herhangi bir nedenle gelen ölüm veya yaralanma olgusu hayatın içinde olan bir gerçektir. Bunun yanında yaşamak, gerçekten yaşamak, daha fazla hayatın içinde ve daha olağan bir gerçektir. İnsan ölmek için değil yaşamak için her sabah yeniden hayata merhaba demektedir. Ve hiçbir ölüm yaşamak kadar olası olmamalıdır.

Toplum, insan sermayesine verilen önem açısından homojen değildir. Birileri önem verirken birileri vermeyince, önem verenlerin de önemleri önemsizleşmektedir. Sen oku, çalış, didin, uğraş sonuçta insan sermayeni geliştir, birileri gelsin küçük bir etkisiyle senin birikimine zarar versin. Toplu olarak yaşadığımız için toplu olarak belirlenmiş ortak kurallarla birbirimizi kontrol etmezsek, bireysel yatırımlar da hep tehdit altında olacaktır. Bir yanda ciddi yatırım yapılırken diğer yanda verilmeyen bu önem bilindik “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu”  deyimini akıllara getirmektedir. Bilinçli bir insan ne kadar önem verse de gelişimine, birlikte yaşadığı toplum ona hep lahana turşusu sunmaktaysa ne yapabilir ki.

Şimdi, hiç vakit kaybetmeden yapılması gereken topyekün bir ülke olarak kendimiz, yakın ve uzak çevremizden başlayarak insan sermayesini geliştirme ve koruma konusunda bilinçlenmeye çabalamaktır. Kendimizi düşünmüyorsak bile, en azından çevremize zarar vermemek için bunu yapmalıyız.

Lütfen! kardeşimin acısıyla benim canım yandı, çok canlar yandı. Başka canlar yanmasın..




Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...