İnsan sermayesi teorisi 1960’lı yılarda ortaya çıkan eğitimin ekonomik yönünü inceleyen önemli bir teoridir. Bu döneme kadar ekonomide fiziki yatırımlar temel alınırken bu teoriyle birlikte insan unsuruna yapılan harcamalar da “yatırım” olarak değerlendirilmeye başlanacaktır. Bir işyerinde artan fiziki yatırımlar üretim kapasitesini artırmaktadır. İnsan sermayesi yatırımı da üretim kapasitesi yanında bir de üretim kalitesini artırmaktadır. Bu nedenle insan sermayesine yapılan harcamalar bu kuramda tüketim değil, yatırım olarak değerlendirilmektedir. Yatırım olarak görüldüğü için de bireyin kendisi, ailesi, işyeri ve devlet insan sermayesini yatırımlarına önemli kaynaklar ayırmaktadır.
Eğitim en temel insan
sermayesi yatırımıdır. Bireyin kendisi ve ailesi en iyi eğitimi almak ve iyi
bir gelecek sağlamak için eğitime yatırım yapmaktadırlar. Çocuklar zamanının
çoğunu eğitimle geçirirken, ailesi de elinde avucunda ne varsa çocuklarının
eğitimine yatırmaktadırlar. Devlet bütçesinin büyük bir bölümünü eğitime
ayırmaktadır. Resmi ve özel kurumlar bütçelerinin bir kısmıyla hizmetiçi
eğitimler, kurslar, seminerler vb. düzenlemektedirler. Yaşamboyu öğrenme son
yılların gözde kavramlarındandır.
Eğitim ve her türlü
yetiştirme süreçlerinin yanında insan sermayesi yatırımlarından diğer önemli
bir tanesi sağlığın korunmasıdır. Uzun süre bireysel ve toplumsal yatırımla yetiştirilen
insan sermayesi, üretime daha uzun vadeli ve kaliteli katkı sağlaması için sağlıklı
olmalıdır. Bir toplumda eğitime, sağlığa, ulaşıma vb. insan sermayesi
yatırımlarına verilen değer, o toplumun kalkınmışlığına yansımaktadır.
Tüm bu bilgiler ve
teoriler ışığında gelin bir de ülkemizdeki acı gerçekleri değerlendirelim. Genç
nüfusuyla her konuda ön plana çıkan güzel ülkemde bu potansiyelin ne kadar ucuz
olduğuna birlikte şaşalım. Sadece genç nüfusu değil, genel olarak insan
sermayesinin hem çok ciddi yatırımlar yapılırken aynı zamanda ne kadar kolay
harcandığına eyvahlar edelim. Sabahattin Ali’nin o yürek yakan deyimiyle biz de
kocaman bir “yazık!” diyelim.
Evet, yazık! Bize,
hepimize, ülkemize, geleceğimize..
Güzel ülkemin acı
gerçeği hangi konuda teorileri tutturmuştu ki insan sermayesi teorisinde
tutturacaktı. Hem 1960’larda ortaya çıktı derken, Amerika’da çıktığını
belirtelim. Çünkü özgürlük, eşitlik, demokrasi vb. kavramları da teorik olarak
1700’lerde çıkmışken biz hala bekliyoruz. Sabırla. Yılmadan. Orwel’ın eşitlik
teorisi gibi bazı teorilerse istisna..
Ateşin düştüğü yeri
yaktığı güzel ülkemde, ne emekler vererek eğitilmiş ve bir yerlerde tam
ülkesine hizmet edecekken çeşitli nedenlerle engellenen sayısız örnek
bulunabilir. Bu örnekler de bilmem hangi ünlü kişinin eski eşi kadar,
boşanması, elbisesi vb. kadar medyada yer almaz. Unutulur gider. Dedik ya, bu
memlekette ateş düştüğü yeri yakmaktadır.
Çocuğunu yetiştirmiş
tam da mutluluğunu görecekken, güzel yavrusunun cansız bedenine sarılarak
feryat eden nice anne vardır bu memlekette, acısını sessizce yüreğinde taşıyan.
Maganda kurşunu, kaza
kurşunu, terör, trafik terörü, deprem, sel, iş kazası, yangın vesaire vesaire..
Hepsinin ortak noktası insan sermayesinin güzel ülkemde ne kadar değersiz
oluşudur. Aslında tüm bunlar bir ölçüde doğal, olağan gelişmelerdir. Evet
herhangi bir nedenle gelen ölüm veya yaralanma olgusu hayatın içinde olan bir
gerçektir. Bunun yanında yaşamak, gerçekten yaşamak, daha fazla hayatın içinde
ve daha olağan bir gerçektir. İnsan ölmek için değil yaşamak için her sabah
yeniden hayata merhaba demektedir. Ve hiçbir ölüm yaşamak kadar olası
olmamalıdır.
Toplum, insan
sermayesine verilen önem açısından homojen değildir. Birileri önem verirken
birileri vermeyince, önem verenlerin de önemleri önemsizleşmektedir. Sen oku,
çalış, didin, uğraş sonuçta insan sermayeni geliştir, birileri gelsin küçük bir
etkisiyle senin birikimine zarar versin. Toplu olarak yaşadığımız için toplu
olarak belirlenmiş ortak kurallarla birbirimizi kontrol etmezsek, bireysel
yatırımlar da hep tehdit altında olacaktır. Bir yanda ciddi yatırım yapılırken
diğer yanda verilmeyen bu önem bilindik “bu ne perhiz bu ne lahana
turşusu” deyimini akıllara
getirmektedir. Bilinçli bir insan ne kadar önem verse de gelişimine, birlikte
yaşadığı toplum ona hep lahana turşusu sunmaktaysa ne yapabilir ki.
Şimdi, hiç vakit
kaybetmeden yapılması gereken topyekün bir ülke olarak kendimiz, yakın ve uzak
çevremizden başlayarak insan sermayesini geliştirme ve koruma konusunda
bilinçlenmeye çabalamaktır. Kendimizi düşünmüyorsak bile, en azından çevremize
zarar vermemek için bunu yapmalıyız.
Lütfen! kardeşimin
acısıyla benim canım yandı, çok canlar yandı. Başka canlar yanmasın..