25 Mayıs 2016 Çarşamba

Okumaya devam şimdilik..


“Bu yalnız senin derdin değil ki, bütün insanlığın derdi. Bir damlası sana sıçramış..” Oblomov




Bu mayıs öncekilere benzemiyor. Bu yağmur bir başka ıslatıyor yeryüzünü. Bu koku bambaşkalıklar taşıyor ciğerlerime. Kuşlar yepyeni şarkılarla dokunuyor kulaklarıma, yüreğime. Ağaçlar daha mı yeşil bu bahar? Deniz bir başka mavi mi dersiniz?

Her gün her gün yağmur, kış bir türlü bitip gitmedi. Dersler de yolunda gitmiyor zaten. Bu bahar hiç olmadı yani. Dışarda kasvetli yağmur dört duvar arası kıştan kalma soğuklar.. Soğuklar daha mı keskin bu bahar? Hava bir başka mı kasvetli?

Aynı dünya aynı konum belki de aynı yer aynı iş ve her şeyiyle aynılıklar dominosu.. Bir farkla ki dominonun yaslandığı en son nokta kişi farklılığına varıp dayanıyor. İşte orada başlıyor farklılıklar: Faklı bakış, farklı algılayış, farklı yaşayış vs..

Aynı sınıf aynı öğretmen aynı ders anlatımı aynı konular aynı materyaller en temel farklılığa varıp dayanıyor: Her öğrenci özeldir. Ve kendi özelinden bütün aynılıkları farklılık olarak yorumlamakla aynılık bırakmamaktadır öğrenme ortamında. O nedenle dışardan bir gözle ölçüp biçip kıyas ve değerlendirme yapmak pek olası değildir. Konu birey olunca her aynılık birden çok farklılık oluşturur.

İşin özü bireysel farklılık velhasıl. Sonrası mutluluk veya mutsuzluk ya da bunların arasında herhangi bir yere konumlanma. Sonuç itibariyle hayat bütün canlıların başında ve bir şekilde devam ediyor. Oblomov’da denildiği üzre, bize sıçrayan bu bütünden sadece bir damla. Dertse de öyle dermansa da.

Sanki biraz çok değer veriyoruz kendimize. Ben yaptım ben buldum ben gördüm gibisinden beylik laflarımız var örneğin. Kendimizi çok mu önemli görüyoruz dersiniz? Ve sonrasında gerçekte olmayan bu algının yansımalarıyla başka konularda gereksiz anlamlar ve algılamalar üretiyoruz. Hem kendimizi hem de başkalarını kırma da ne yazık ki dışsallıklarından bu yanlış algımızın..

Bazen de değersizleştiriyoruz kendimizi. Doğada en mükemmel canlı olduğumuzu unutarak. Gücümüzü ve değerimizi görmeyerek. Sonrasında kümesteki kartal yumurtası misali, potansiyeline rağmen garip bir yaşantı sürdürüyoruz. Bize ait olmayan ve olasıdır ki mutluluk, hayat enerjisi üretmeyen.

Sentezi nedir peki bunun sorusunun cevabı, tüm insanlığın ortak derdidir diye düşünüyorum. Başka bir ifadeyle, olması gereken konusunda tüm insanlığın kendilerini geliştirmesi gerektiği kanaatini paylaşıyorum. Çünkü bir yönüyle hepimize bir damlası sıçrıyor yaşamda ne varsa. Ama bilmemiz gereken şu ki bu sıçrayan her ne ise, bu konuda yalnız değiliz. Olumlu veya olumsuz.. Zaten bir şeye olumlu veya olumsuz demek de bireysel farklılık ürünü değil mi? Burada da farklılığın temeli insan ve onun farklı algısında başlıyor.

Sonuç olarak insan yani. Başka ne denebilir ki. Cenneti de cehennemi de kendi zihninde yaratan ve yaşayan; bu bağlamda da sınır tanımayan varlık. Öyle ki Koskoca Yunus Emre ilim kavramını, bu varlığın kendini bilmesi olarak tanımlamıştır. Daha ne denir ne söylenir bunu üzerine. Okumaya devam şimdilik..






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...