“Bu yalnız senin derdin değil
ki, bütün insanlığın derdi. Bir damlası sana sıçramış..” Oblomov
…
Bu mayıs öncekilere benzemiyor. Bu yağmur bir başka
ıslatıyor yeryüzünü. Bu koku bambaşkalıklar taşıyor ciğerlerime. Kuşlar yepyeni
şarkılarla dokunuyor kulaklarıma, yüreğime. Ağaçlar daha mı yeşil bu bahar?
Deniz bir başka mavi mi dersiniz?
Her gün her gün yağmur, kış bir türlü bitip gitmedi.
Dersler de yolunda gitmiyor zaten. Bu bahar hiç olmadı yani. Dışarda kasvetli
yağmur dört duvar arası kıştan kalma soğuklar.. Soğuklar daha mı keskin bu
bahar? Hava bir başka mı kasvetli?
Aynı dünya aynı konum belki de
aynı yer aynı iş ve her şeyiyle aynılıklar dominosu.. Bir farkla ki dominonun
yaslandığı en son nokta kişi farklılığına varıp dayanıyor. İşte orada başlıyor
farklılıklar: Faklı bakış, farklı algılayış, farklı yaşayış vs..
Aynı sınıf aynı öğretmen aynı
ders anlatımı aynı konular aynı materyaller en temel farklılığa varıp
dayanıyor: Her öğrenci özeldir. Ve kendi özelinden bütün aynılıkları farklılık
olarak yorumlamakla aynılık bırakmamaktadır öğrenme ortamında. O nedenle
dışardan bir gözle ölçüp biçip kıyas ve değerlendirme yapmak pek olası
değildir. Konu birey olunca her aynılık birden çok farklılık oluşturur.
İşin özü bireysel farklılık
velhasıl. Sonrası mutluluk veya mutsuzluk ya da bunların arasında herhangi bir
yere konumlanma. Sonuç itibariyle hayat bütün canlıların başında ve bir şekilde
devam ediyor. Oblomov’da denildiği üzre, bize sıçrayan bu bütünden sadece bir
damla. Dertse de öyle dermansa da.
Sanki biraz çok değer
veriyoruz kendimize. Ben yaptım ben buldum ben gördüm gibisinden beylik
laflarımız var örneğin. Kendimizi çok mu önemli görüyoruz dersiniz? Ve sonrasında
gerçekte olmayan bu algının yansımalarıyla başka konularda gereksiz anlamlar ve
algılamalar üretiyoruz. Hem kendimizi hem de başkalarını kırma da ne yazık ki
dışsallıklarından bu yanlış algımızın..
Bazen de değersizleştiriyoruz
kendimizi. Doğada en mükemmel canlı olduğumuzu unutarak. Gücümüzü ve değerimizi
görmeyerek. Sonrasında kümesteki kartal yumurtası misali, potansiyeline rağmen
garip bir yaşantı sürdürüyoruz. Bize ait olmayan ve olasıdır ki mutluluk, hayat
enerjisi üretmeyen.
Sentezi nedir peki bunun
sorusunun cevabı, tüm insanlığın ortak derdidir diye düşünüyorum. Başka bir
ifadeyle, olması gereken konusunda tüm insanlığın kendilerini geliştirmesi
gerektiği kanaatini paylaşıyorum. Çünkü bir yönüyle hepimize bir damlası sıçrıyor
yaşamda ne varsa. Ama bilmemiz gereken şu ki bu sıçrayan her ne ise, bu konuda
yalnız değiliz. Olumlu veya olumsuz.. Zaten bir şeye olumlu veya olumsuz demek
de bireysel farklılık ürünü değil mi? Burada da farklılığın temeli insan ve
onun farklı algısında başlıyor.
Sonuç olarak insan yani. Başka
ne denebilir ki. Cenneti de cehennemi de kendi zihninde yaratan ve yaşayan; bu
bağlamda da sınır tanımayan varlık. Öyle ki Koskoca Yunus Emre ilim kavramını,
bu varlığın kendini bilmesi olarak tanımlamıştır. Daha ne denir ne söylenir
bunu üzerine. Okumaya devam şimdilik..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder