19 Mart 2016 Cumartesi

Kendine Özgü Mutluluk


Anna Karenina'de yazar “bütün mutluluklar birbirine benzer” dese ve toplum da çoğunlukla mutluluğu sıradanlaştırma “mutsuzlukları kendine özgü”leştirme eğiliminde olsa da bu yazı umut temasıyla bir karşı duruş çabasındadır. Çünkü en az mutsuzluklar kadar mutluluklar da kendine özgü olmalıdır. Birey ve onun birleşimi toplum mutluluk merkezli bir hayatı, mutluluğu paylaşarak, çoğaltarak aynı zamanda da hissederek ve orijinalitesini ayırt ederek yaşamalıdır. Aksi durumda insanları mutlu etmek zorlaşacağı gibi mutsuz olmak için bahaneler aranacaktır. Günümüz kapitalizm mağduru bireyler ve toplumlar gibi. Her şeyi tüketen ve sıradanlaştıran..

Hayat çok canlıdır oysa ki. Doğa gerçekten o kadar orijinaldir ki, her baharda açan çiçekler, uçuşan kuşlar, yeşiller ve maviler hep kendine özgüdür. Tıpkı her an aldığımız nefes gibi. Her sabah uyandığımız yeni hayat gibi. Yeter ki durup bir dikkatle düşünelim. Değer vererek ciddiyetle inceleyelim. Göreceğiz ki doğada birbirine benzeyen hiçbir şey olmadığı gibi her şey bir yönüyle kendine özgülükler taşımaktadır. Yani doğa sıradanlığa meydan okur her örneğiyle.

Tüm bunlar böyleyken mutlulukların birbirine benzemesi olası mıdır? Doğa her yönüyle orijinallik derken doğanın en özel üyesi insan ve onun en özel hallerinden biri, mutluluk, sıradan olabilir mi? Kuşkusuz insan mantığı burada orijinallik yönünde bir çıkarım üretecek; bütün mutlulukların kendine özgü olduğu düşüncesini benimseyecektir.

“Mutluluk nedir?” diye soran yazar; “bütün bu yokluğu, ezikliği unutabileceğin bir dünya bulmak, birisini bütün bir dünya gibi tutabilmek..” cevabını verir o güzel romanda. İşte bu tam da kendine özgü bir mutluluktur. Romanın karakteri Ka’nın özelinde mutluluk bu şekilde benimsenmektedir. Ve eminim ki yeryüzünde her bireyin bilincinde olarak veya bilmeden kendine özgü bir mutluluk anlayışı vardır ve bu kendine özgü anlayış da her mutluluğunda kendine özgü bir canlılıkla ortaya çıkmaktadır.

Sıradanlaşan veya sıradanmış gibi görünen mutluluk veya her neyse görenin görme biçimi, bakış açısında bulmalıdır açıklamasını. Ve insan suçlamadan başkasını, bardağı görmelidir artık.. Ve sırayla bardağın dibini, dolmaya başlayan eşiği ve dolan dolu olan ne kadarı varsa onu görmelidir. Kendisi için ilk önce bu gereklilik. Kendine özgü mutluluk ya bahse konu olan.. Sonrası yakın ve uzak çevresinde topyekûn bir mutluluk sarmalı hedefinde nereye kadar gidilebilirse. Olabildiğince..

Bir örnek de gerçek hayattan. Bir delikanlının yaşanmışlığından. Romanlardan kalır neresi var gerçi de, değerlendirmesini size bırakayım. Anne sevgisini düşünün, annenin yerini düşünün ve bir de annesizliği ve yersizliği ve daha ne isterseniz, yani düşünebilirseniz öyle işte.. Ve yıllarca anneyi bir mezar taşında saatlerce oturarak, ağlayarak arayan ve bununla kendini tatmin eden bir delikanlı. Dedim ya romandan ne farkı var. Ve sonra bütün bu tecrübeyle kulaklarınızda yankılanan şu sözü düşünün: “en büyük servet annedir”.. Ve tıpkı Ka’nın kendine özgü mutluluğu gibi, bu delikanlı da kendi ürettiği “servet annedir” düşüncesiyle mutluluk olgusuna yeni bir parantez açmıştır. Artık mezar taşlarıyla ve gözyaşlarıyla da mutludur, bu mutluluk gerçekten de orijinaldir.

Mutluluğu sadece kahkahalar ve sıradan belirli tepkilerle değerlendirenler bu kendine özgü mutlulukları anlayamayacaklardır normal olarak. Ama şu bilinmelidir ki yeryüzündeki bütün kavramlar gibi mutluluk da tanımlanamaz ve sınırlandırılamaz. Tanımlamak bir şeyi belirginleştirirken aynı zamanda da üzerini örtmektedir çünkü. O nedenle tanımlama yaparken veya tanımları okurken bilmemiz gereken temel espri, “bu tanım bu şeyin sadece belirli bir yönünü belirli bir bakış açısıyla açıklamaktadır” olmalıdır. Hiçbir tanım tümünü açıklayamaz hiçbir şeyin. Mutluluk insanın içsel doygunluğa ulaşması olarak tanımlanabilirken, daha birçok çeşitli tanımı da olacaktır, olmalıdır. Her tanıma uygun da mutluluk örnekleri çoğaltılabilir.

İnsan kendi kısıtlılığı ile çeşitli şablonlarla düşünmesi sonucu tanımlara hapsedilmektedir kendi kendince. Ve bu hapis olma durumu da yine kişinin kendine özgüdür. Kişinin hapisliği bakış açısı ölçüsündedir. En büyük zarar da yine kendisinedir özünde. Bir kişi mutluluğu bile sıradanlaştırıyorsa yaşam doyumu da o bağlamda düşük olma tehdidi altındadır. En büyük kayıp da bu değil midir kişioğlu için. Var olan mutluluğu sıradanlaştırmak ve görememek..

Bir ağacın altında dinlenirken başa elma düşmesinden ve ya hamamda oldukça sıradan bir yıkanma esnasında maddenin suyun yüzeyinde yüzmesinden “evreka” çıkarmak bir görme meselesidir. İnsanlığın ortak birikiminde yer edinen çoğu kişi bu bağlamda farklı bakma ve görebilme sonucu bu yere sahip olmuşlardır. Hepsinin ortak özelliği kendilerine özgü bir bakışla özgün bir fikir üretmeleridir.

“Kim istemez mutlu olmayı, mutsuzluğa da var mısın?” diyen şair de bir bakıma kendine özgü bir mutluluk üretmiştir. Hem de mutsuzluktan..








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...