Küçük Albert'lere Selam Olsun
Yirminci yüzyılın başında
Küçük Albert Deneyi ile psikoloji alanına adını yazdıran Watson, çok temel bir
öğrenme psikolojisi kavramı ortaya atmıştır. Bireysel koşullanmalar için
bitişiklikler oluşturulabilir. Bu bilimsel ifadeler sosyal psikoloji bağlamında
da kullanılabilmektedir. Bireysel ve toplumsal koşullandırmalar hedefinde bazı
uyarıcı ile tepkilerin bitişikleştirilmektedir. Koşullanan birey veya toplum
koşullandığı uyarıcıyı tek başına görse bile diğeri ile birlikte hatırlamakta
ve aynı tepkiyi oluşturmaktadır.
Bu bağlamda bireyler ve
toplumlar birer Küçük Albert olarak görülebilir. Ve bunu bireye ve topluma
yapanlar tıpkı Watson gibi bir koşullanma peşindedirler.
Bu koşullanmanın örneklerine reklam
sektöründe sıklıkla rastlayabiliriz. Bazı uluslarüstü içecek markaları yöresel
yemeklerin yanına bile kendi ürünlerini koyarak ve bunu sık sık tekrarlayarak
bireysel ve toplumsal koşullandırma yaratmışlardır.
Bir çok öğrencinin matematiğe
karşı geliştirdiği korku da bu kapsamda açıklanabilir. Öğrenci başaramadıkça
korkar ve korktukça başaramaz. Ve öğretmenin verdiği baskı ve korku içerikli
olumsuz mesajlar ile matematikle olumsuz imgelerin bitişikleşmesi ortaya
çıkmaktadır.
Aşıkların dünyasında da bazı
şarkılar ve bazı sözcükler farklı anlamlarla bitişikleşebilir. Bir başkası için
hiçbir değeri olmayan bir şarkı veya bir mekanın aşıklar için özel anlamlar
içermesi bundandır. Sevdiğin kişinin bir kelime ile veya bir davranış ile
bambaşka dünyalara dalıp gitmesi onun önceki koşullanmaları ile açıklanabilir.
Ve bunu anlamak ve ona göre tepkiler vermek için bilincinde olmak gerekir.
Siyasilerin algı oluşturma ve
kitleleri peşinden sürükleme stratejisi de bitişiklik kuramından esinler taşır.
Doğru kavram ve uygulamalarla bitişikleşmek, özdeşleşmek insanları peşinden
sürüklemek için oldukça önemlidir.
Dünya siyasetinde de benzer
durumlar söz konusudur. İslam ve terör kavramlarının ısrarla birlikte
kullanılması bunun bitişikleştirilme çabalarıdır. Amaç tek başına
kullanıldığında da diğerini çağrıştırması ve o şekilde tepki verilmesidir.
Bir öğretmen için öğrenciye
karşı koşullanma oluşma riski bu bağlamda öngörülmeli ve dikkat edilmelidir.
Öğrenci fobisine kadar gidebilecek bu süreç başlamadan önlemler alınmalıdır.
Sürekli ödev yapmayan, sürekli dersin akışını bozan ve sürekli geç kalan
öğrenciler koşullandırılmadan davranışları düzenlenmelidir. Hem öğrenci hem de
öğretmen koşullanmamalıdır.
Benzer şekilde veli
iletişiminde de koşullanmak isteğinde olan veliye olumlu dönütler verelim. Ve
çocuğuna karşı koşullanmaya dünden gönüllü olan veliye olumlu koşullanmalar
kazandıralım. Çocuğunu görünce aklına olumlu çağrışımlar gelsin.
Özellikle daha önceden
öğrenilen koşullanmalar, ki mutlaka vardır, dikkatle keşfedilmeli ve negatif
olanların negatif dönütlerle yeniden üretilmesine fırsat verilmeden pozitif
olanlar desteklenmelidir.
Dolayısıyla bilim hayatın her
alanındadır. Birilerinin "eskidi, zamanı geçti ve modası bitti" diye bir kenara
attığı bilimsel kuramları başka birileri yeni ambalajlara sararak yeniden
uygulamaya dahil etmekte ve ondan faydalanmaktadır. Çünkü ortada bir gerçek
vardır. Birey ve toplumlar koşullanma eğilimindedir. Ve onlar bu temel
özellikleri ile koşullandırılabilir. Bunun bilincinde olmak ve ona göre yaşamak
ise bilime ve kendimize saygının gereğidir.