Telefonda karşısındakine “Cansu
ile Çayyolu’nda geziyoruz” derken aramızda iki metre yoktu. Ben Beytepe’deydim.
Kulak, göz misafirliği ve şaşkınlık. Sonrasında kocaman bir düşünce. Yalandı
çünkü, hem de gayet olağan söyleniyordu. Söyleyen de alışmıştı, yanındaki Cansu
olmayı kabul eden de.
Alışmıştık ne yazık ki. Sadece
bu iki öğrenci değil, toplum olarak yalanlara alışmıştık. Ailemize,
arkadaşımıza, öğretmenimize ve aklınıza gelebilecek herkese kolaylıkla yalan
söyleyebiliyorduk. Hiç düşünmeden hem de.
Yalanın ne kadar kötü olduğunu
bilerek. Yalanın mutlaka bir faturası olduğunu bilerek. Sadece kendimizi
kandırdığımızı bilerek. Her yalanın yüreğimizi biraz daha ağırlaştırdığını ve
sessizleştirdiğini; kendimizi kendimize yabancılaştırdığını bilerek.
Kim veya ne için kime yalan
söylüyorduk? En sevdiklerimiz ya da kendimiz bunu hak ediyor muyduk?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder