MÜCELLA
Bir hayattan kâğıda
dökülenlerin benim bilişsel arkaplanıma seslendikleri çağrıştırdıkları, bir
parça da olsa bu yazıda. Her ne kadar anlatılan bir hayat olsa da, o hayata
karışan hayatlar ve bu hayatların geçtiği koskoca bir dönem. Kapak resminden de
tahmin edilebileceği gibi, yaşamasak da içimizde hissettiğimiz geçmiş zamanlar,
nostalji..
İnsanın o zamanlarda
yaşayası geliyor zaman zaman. Gerçi bazı bölümlerde iyi ki şimdi yaşıyorum da
denmiyor değil. Ve sonunda düşüncenin varıp dayandığı yer; iyi olmak ve iyi
insanlarla karşılaşmak hangi zamanda yaşadığımızdan daha önemli. Talihimiz ve
kararlarımız da bu bağlamın belirleyicilerinden.
Mücella’nın “M” harfli
danteller işlediği bir yanı boş bırakılan göz nuru çeyizleri örneğin, o zamanı
yaşanılası yapanlardan. Romanın sonlarında “Mücella’nın dantelleri Nazlı’nın
kitapları” benzetmesiyle yazar, o zamanda yaşamak isteyenlere seslenir sanki.
Zaman değişse, bağlam farklılaşsa da, değişmeyenlerin varlığı ne kadar da güzel
örneklendirilir Nazlı’nın kitaplarıyla.
“M” harfli çeyizlerle
geleceğe hazırlanan Mücella örneğiyle aynı zamanı paylaşan Filiz de bir başka
örnektir. Daha kötüsü de var mı türünden bir başka örnek de Anna Karanina’yı
çağrıştıran Güzide ile Erzincanlı Er üzerinden somutlaştırılmıştır. Bir insan
bundan daha aşağılık olabilir mi acaba sorusu gelir insanın aklına, Erzincanlı
Er’e tanık olunca. Ve daha bir sürü örneğe şahitliğiyle bir gerçeği kavramaya
hazırdır artık okuyucu, yaşanılasılık için, iyi olma iyi insanlarla karşılaşma
bağlamında talihimiz ve kararlarımız yaşadığımız dönemden daha çok belirleyicidir.
Bize düşense, yaşamımızı
yaşamlarımıza karışan tüm yaşamlarla birlikte, yaşanılası hale getirebilmektir.
İyi olmakla başlanabilir bu sürece. Talihimiz de yaver giderse iyi insanlarla
karşılaşır, kararlarımızla da iyi olma ve iyi insanlarla bir olma bağlamına
süreklilik kazandırabiliriz. Şunu da
aklımızın bir köşesine koyalım ki, kusursuz dost arayan yalnız kalacaktır.
Eskilerin hikayelerini anlatırken kusursuzlaştırdığımızdan olsa gerek,
yaşanılasılığı bir türlü bu zamana taşıyamama durumu söz konusu. İlk önce
buradan başlayarak, yepyeni bir yaşanılasılık parantezi açılmalıdır diye
düşünüyorum.
Ve bugünün Mücella’larına
romandan güzel birkaç anekdot,
“Sinemanın içerisi ve
dışarısı, karayemişin bu yanı ve öbür yanı. Arada fark yoktu. O kadar da merak
edilen ötesi, sonrası? Bir şey yoktu. Bomboştu.”
Bir de Neyyire Hanım’lar
için,
“Bir kızın yarınını –bir
yuva kurmak- garanti almanın yolu, onun bugününün sınırlarını çizmekle mümkün
olabilirdi.”
Kendisine bir şey
olduğunu fark eden ama ne olduğunu çıkaramayan Nazlı’lar için Mücella’nın
dilinden,
“Kıymetini bilin. Gidin
evinize. Oturun dizinin dibine, ananızın gözlerinin içine bakın.”
Bir başka anekdot da Yusuf
Ziya’lar için
“Hayat her şeye rağmen
her yerdedir ve değerlidir”
Ve nedense en çok
yaralayan yerlerden birinde, Güzide’ler için,
“Koca bir ‘keşke’
geçmişti Güzide’nin içinden. Keşke hiç bilmeseydim. Öyle bir çocuk saflığında
yaşayıp gitseydim.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder