6 Ağustos 2016 Cumartesi

Mücella


MÜCELLA

Bir hayattan kâğıda dökülenlerin benim bilişsel arkaplanıma seslendikleri çağrıştırdıkları, bir parça da olsa bu yazıda. Her ne kadar anlatılan bir hayat olsa da, o hayata karışan hayatlar ve bu hayatların geçtiği koskoca bir dönem. Kapak resminden de tahmin edilebileceği gibi, yaşamasak da içimizde hissettiğimiz geçmiş zamanlar, nostalji..

İnsanın o zamanlarda yaşayası geliyor zaman zaman. Gerçi bazı bölümlerde iyi ki şimdi yaşıyorum da denmiyor değil. Ve sonunda düşüncenin varıp dayandığı yer; iyi olmak ve iyi insanlarla karşılaşmak hangi zamanda yaşadığımızdan daha önemli. Talihimiz ve kararlarımız da bu bağlamın belirleyicilerinden.

Mücella’nın “M” harfli danteller işlediği bir yanı boş bırakılan göz nuru çeyizleri örneğin, o zamanı yaşanılası yapanlardan. Romanın sonlarında “Mücella’nın dantelleri Nazlı’nın kitapları” benzetmesiyle yazar, o zamanda yaşamak isteyenlere seslenir sanki. Zaman değişse, bağlam farklılaşsa da, değişmeyenlerin varlığı ne kadar da güzel örneklendirilir Nazlı’nın kitaplarıyla.

“M” harfli çeyizlerle geleceğe hazırlanan Mücella örneğiyle aynı zamanı paylaşan Filiz de bir başka örnektir. Daha kötüsü de var mı türünden bir başka örnek de Anna Karanina’yı çağrıştıran Güzide ile Erzincanlı Er üzerinden somutlaştırılmıştır. Bir insan bundan daha aşağılık olabilir mi acaba sorusu gelir insanın aklına, Erzincanlı Er’e tanık olunca. Ve daha bir sürü örneğe şahitliğiyle bir gerçeği kavramaya hazırdır artık okuyucu, yaşanılasılık için, iyi olma iyi insanlarla karşılaşma bağlamında talihimiz ve kararlarımız yaşadığımız dönemden daha çok belirleyicidir.

Bize düşense, yaşamımızı yaşamlarımıza karışan tüm yaşamlarla birlikte, yaşanılası hale getirebilmektir. İyi olmakla başlanabilir bu sürece. Talihimiz de yaver giderse iyi insanlarla karşılaşır, kararlarımızla da iyi olma ve iyi insanlarla bir olma bağlamına süreklilik kazandırabiliriz.  Şunu da aklımızın bir köşesine koyalım ki, kusursuz dost arayan yalnız kalacaktır. Eskilerin hikayelerini anlatırken kusursuzlaştırdığımızdan olsa gerek, yaşanılasılığı bir türlü bu zamana taşıyamama durumu söz konusu. İlk önce buradan başlayarak, yepyeni bir yaşanılasılık parantezi açılmalıdır diye düşünüyorum.

Ve bugünün Mücella’larına romandan güzel birkaç anekdot,

“Sinemanın içerisi ve dışarısı, karayemişin bu yanı ve öbür yanı. Arada fark yoktu. O kadar da merak edilen ötesi, sonrası? Bir şey yoktu. Bomboştu.”

Bir de Neyyire Hanım’lar için,

“Bir kızın yarınını –bir yuva kurmak- garanti almanın yolu, onun bugününün sınırlarını çizmekle mümkün olabilirdi.”

Kendisine bir şey olduğunu fark eden ama ne olduğunu çıkaramayan Nazlı’lar için Mücella’nın dilinden,

“Kıymetini bilin. Gidin evinize. Oturun dizinin dibine, ananızın gözlerinin içine bakın.”

Bir başka anekdot da Yusuf Ziya’lar için

“Hayat her şeye rağmen her yerdedir ve değerlidir”

Ve nedense en çok yaralayan yerlerden birinde, Güzide’ler için,

“Koca bir ‘keşke’ geçmişti Güzide’nin içinden. Keşke hiç bilmeseydim. Öyle bir çocuk saflığında yaşayıp gitseydim.”



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...