“Hayat yürüyor Hayri Bey… Siz kelimelerle zehirlenin durun, hayat her gün yeni bir şey keşfediyor”
Tanpınar
o unutulmaz eserinde o efsane müteşebbis ruhlu karakter Halit Ayarcı’nın
dilinden böyle seslenir okurlarına. Bu sözleriyle, hayatın alabildiğine baş
döndürücü hızı ve değişim karşısında yeni kalabilmenin gerekliliğini,
zorunluluğunu anlatmak istemektedir. Herkesin alışkanlıklar ve klişelerle
düşünmesi sonucu yeni bir bakış getirilememesi durumu “kelimelerle zehirlenme”
olarak kavramsallaştırılmıştır. Öyle ya, insan kelimeleri/kavramları üretir
sonra da bunlarla düşünce, anlam, yaşam ve gelecek üretir. Bu nedenle Halit
Bey’e göre değişim ve dönüşüm sürecinde yeni kalabilmek için kelimelerimizi
değiştirmek önemli bir başlangıç noktasıdır.
Bu
bağlamda dönüşümcü liderlik özellikleri de sergilediği söylenebilecek olan
Halit Ayarcı, Hayri İrdal’in zihninde “Realist olma” kavramının dönüşmesine şu
ifadelerle çabalamaktadır: “Realist olun Hayri Bey! Realist olmak hiç de
hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı şekilde
münasebetimizi tayin etmektir.” En olmaz denilen kavrama bile o kadar zıt
görünen yeni bir anlam yükleyerek iddiasını daha güçlü desteklemek istemektedir
belki de. Ona göre realist olmak kavramına yüklenen klişe anlam insanların
üretici düşünmesinin önünde bir engeldir. Bunun gibi insanı olumsuzluğa ve
ümitsizliğe yönelterek üretici düşünceden alıkoyan benzer kelime
zehirlenmelerine vurgu yapmakta, birilerinin umudu olabilmek için yeni bakış
açısı geliştirmenin gerekliliğine vurgu yapmaktadır.
Peki,
bu fikrin uygulanabilirlik düzeyi nedir? Bizim insanımız böyle bir düşünceyi ne
düzeyde benimser.. İşin burası üzerinde çok tartışılacak ve belki de bir sonuca
bile varılamayacak bir çelişki içermektedir. Eskiyi kim nasıl ne amaçla ve
hangi yeniyle değiştirecektir? Bunu insanlara nasıl anlatacaktır. Ve bu yeni
üzerinde ortak bir anlam oluşması ne kadar gerçekçi bir hedeftir. İnsanlar yeni
kavramı eski anlamından bağımsız kullanabilecek midirler? Yaşanmışlıkların,
özellikle duygularla derinlemesine kişiliğe işlemiş yaşanmışlıkların
dönüştürülmesi oldukça zor, hatta bazılarına göre de imkansıza yakındır.
Bekiroğlu’nun kazınarak yazılan bir yazıyı silmenin zorluğuna ilişkin şu
ifadeleri yürek sızlatıcılığının yanında, bir o kadar da yeni şeyler söylemenin
yaşanmışlık bağlamında zorluğunu yansıtır: “Ne kadar silersen sil o eski metin,
üzerine yazılan yeni metnin satırları arasından sırıtır; en olmayacak yerde
yeni kelimenin arasına sızar; bir mana dağılmasına hiç olmazsa ağızda bir tat
bozulmasına neden olur”.
Eğitim
öğretim bağlamında değerlendirildiğinde, bir sınıfta farklı kültürlerden gelen
öğrencilere aynı kavramın geçmiş yaşantılarında farklı öğrenmelerini
değiştirmek bir öğretmen için kolay bir süreç değildir. Geçmiş yaşantıların
grupsal boyutunda ise aynı dersi anlatırken A şubesinde hiç dikkat çekmeyen bir
konu B şubesinde çok anlamlı gelebilir. Bu o sınıfın geçmiş yaşantılarında
açıklamasını bulan sonuçlardır. Örneğin, derste örgüt kültürü anlatırken her “örgüt”
deyişinizde (ki çok fazla kullanıyoruz bu kelimeyi) öğrencilerin yüz
ifadelerinde gözlemlediğiniz tepki ve değişmeler bu bağlamda oldukça
anlamlıdır. Veya kadın hakları, eşitlik vb. konularda hassas olan bir kadınla
konuşurken yanlışlıkla da olsa ağzınızdan çıkan “bayan” kelimesi sonrasında
alacağınız tepki bu konuyu yeterince açıklar diye düşünüyorum.
Sevgililerin
önceki öğrenmeleri ve yeni anlamlar üretmeleri apayrı ve uzun bir konu olmakla
birlikte önemli bir açıklayıcı olarak konunun anlaşılabilirliğine yardımcı
olacaktır. “sana bir boyun atkısı gerek” diyen şair, atkı kavramına öyle bir
yeni anlam yüklemektedir ki, o insanın ileriki hayatında “atkı”ya ilişkin
algısı diğer insanların anlayamayacağı bir boyuttadır. Veya “iki çay
söylemiştik orada” diyen şairin çay algısıyla bizimkinin aynı olması
beklenmemelidir. Klasik fizikten kuantum fiziğine geçişteki uzay zaman
ilişkisi, etkileşim, görelilik ve belirsizlik gibi temel açıklayıcılar algı ve
anlam üretme konusunda oldukça açıklayıcı veriler sunmaktadırlar. Bu konuyu
zaten “kuantum aşk” başlığında ayrıntılı olarak da işlediğimiz için burada
sadece değinip konumuza dönersek, yaşanmışlıklarla üretilen iki kişilik özel
anlamlar aşk olgusunda güzeldir güzel olmasına da bir de hep güzel
kalabilseler.. Yukarıdaki örneklerden yola çıkarsak, sevgiliyle birlikte
bambaşka bir anlam yüklenen atkı ve çay, bir şekilde ayrılık sözkonusu
olduğunda ne olur dersiniz? Artık o atkı insanı boğmaz mı? Veya o çay insanın
boğazından geçer mi?
Zeze karakterinin o yürek sızlatan hikayesinde "Şeker Portakalı" okurları bu anlatılanları somutlaştırma imkanı bulmuşlardır. Portuga'nın ölümünden sonra Zeze için hayat gerçekten yaşanmaz bir hal almıştır. Yaşanmışlıklar ve paylaşımlar her aklına gelişte Zeze'deki acı, okurlarının yüreğinde sızı gözlerinde yaş olarak kendini göstermektedir. Kitabın bir yerinde pencereden gökyüzüne bakıp ağlarken, ne oldu diyenlere: "gökyüzünün benim için ne anlama geldiğini anlayamazsınız" ifadeleri yaşantı temelli anlam üretimine açık bir örnektir. Ve Zeze ile acıyı keşfeden Şeker Portakalı okurları bu yazının anlattıklarını çok daha yakın bulacaklardır.
Sonuç
olarak denilebilir ki, kelimelerle zehirlenmek yaşanmışlık temelli toplumsal
bir gerçektir. Her insanın yaşanmışlığı ölçüsünde kelimeleri, anlamları ve de
zehirlenme düzeyleri değişmektedir. Kimileri bu zehirlenmeyi fark
etmemektedirler bile. Hatta zehirlenmesiyle gurur duyanlar, herkesi de böyle
güzel bir zehirlenmeye çağıranlar da toplumsal bağlamda sözkonusudur. Bir diğer
yanda da kelimelerle zehirlenmiş, hayatla bağını koparma noktasında yığınların
varlığı üzücü bir gerçek olarak karşımızdadır. Ama inanıyorum ki, kelimelere
yeniden hayat vererek veya yeni kelimeler üreterek bu insanların umudu
olunabilecektir. Bazı örneklerde çok küçük bir nüans farkı, farklı bir bakış
ile aynı duruma bambaşka bir anlam kazandırabileceği unutulmamalıdır. Bazı
örnekler ise oldukça travmatik yaşantılar içermeleriyle uzun zaman
gerektirebilir. Bu bağlamda her şeye rağmen kendi hayatımız, yakın ve uzak
çevremizde var olan zehirlenmelerde umut tarafında olmamız gelecek adına daha
olumlu bir tercih olacaktır.
Şairin
de dediği gibi “sevindirmek dururken, öldürmek revamıdır..”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder