“Beraber yürüdük biz bu
yollarda” diye başlayan ve “bana her şey seni hatırlatıyor” diye biten güzel
bir şarkı dörtlüğüne selam ederek başlasın bu yazı. Nerede biter kim bilir. “Hangi
hikaye başladığı yerde bitmemişti ki” diyen yazara kalırsa bu çok da zor bir
tahmin değildir ya, bekleyelim görelim biz en iyisi.
Zordur beraber yürümek.
Aynı zamanda güzeldir. Zorluğu da güzelliği de işte tam da buradan gelmektedir.
Gün gelir her şey birbirini hatırlatır beraber yürüme zahmetine katlananlara. Gün
ne zaman gelecektir orasıysa sabredenlere malum. Dışardan bakanlara göre ne
çabuk ve zahmetsiz gelmektedir oysa. Bir de sabredene sorsak birlikte ıslanılan
yağmurlardan, aşılan tepelerden, sıkıntılardan ve bir sürü zahmetten ancak
haberdar oluruz. Bütün bunlardan hiç de şikayetçi değildirler.
Sabredebildiğine, dayanabildiğine göre güzellikler tarafından bakmıştırlar hep,
diğerleriyse tuz biber olarak görülmüştür sadece.
Olay özünde bakış
açısındadır. “bana her şey seni hatırlatıyor” cümlesindeki içerik kişinin anlam
dünyasıyla doğru orantılı olarak şekillenmektedir. Kimine göre yürüme mesafesi
olan bir yol kimine göre otobüsle kimine göre de taksiyle gidilecek bir yoldur
ya hani. İşte bu da öyledir. Yol tarifi verirsiniz bir arkadaşa, yürümesin
yorulmasın diye otobüse binsin istersiniz sonra size sitem eder ne gerek vardı
yürüyerek de gidilebilirmiş diye. Veya tam tersi hava güneşli yürüsün güzel
güzel dersiniz yorulduğundan şikayetler ve arabayla gitseydimler duyarsınız. Herkesin
yürüme mesafesi algısı farklıdır çünkü. Kendi bireysel özelliklerinin ve daha önceki
yürüdüğü yolların farklılığından..
Hayat ya işte
kızamazsınız kimseye. Kendinize kızarsınız en iyisi. Bireysel farklılıkları
gözönünde bulundurmamaktan hayıflanırsınız ve bir sonraki kişiye verecek
olduğunuz yol tarifinde “ileriye doğru ket vurma” olarak taşırsınız bu
öğrenmeyi. Çaresizliği asıl. Bu da bir diğer yanlıştır. Bir başkasında
gördüğümüz yanlışın faturasını bundan hiç haberi olmayan başka birine ödetirsiniz.
Yazık!
Haksız değilsinizdir
hani. Sütten ağzınız yanmıştır bir kere. Süt ve süt ürünlerinin önünden bile
geçmeyişiniz mazur görülebilir. Şairin “affet! Bir kazazede olduğum için her
denizden korkuyorum” dizesi ne kadar anlamlıdır. Deniz dalgalarıyla yelkenleri
kırılan, gövdesi parçalanan, alabora olmaktan son anda kurtulan bir geminin
kaptanı olarak durgun sulardan bile ürkmektedir. Kim haksız diyebilir ki şaire.
Anlayıştan başka ne gelir elden..
Yine bir yazarın güzel
ifadeleriyle: “..ve bir ayetin sıcaklığı sarıyor yüreğimi: Allah sabredenlerle
beraberdir..”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder