20 Şubat 2016 Cumartesi

Seninle şöyle bir konuşamadık, yazık!



Hiç balık tutmayı denediniz mi bir ırmak kenarında. Bir ırmak kasabasından geçti mi yolunuz, çocukluğunuz. Hayat da bir yoldur ya çocuklukla başlayan. Yolda gördüklerinizi hiç düşündünüz mü? Hiçbir şey nedensiz değildir ya bu hayatta. Ve çoğu şey de sadece görülen değildir ya. Ve işte çocuklukla başlayan bu hayat yolunda her görülen ve görülmeyen bize çok şey söyler ya hani. Dinlemeyi düşündünüz mü hiç? Bir ırmağı, balıkları, yosunları, oltaya takılan solucan ve ekmek parçalarını dinlemeyi.. oltayı ırmağın karşı kıyısına sallayanları ve hep karşı kıyıya, görünenden çok görünmeyene meraklananları.. bildiğinden kaçanları bilmediğine sırf bilmediğinden aşık olanları..

O en sevdiğim şiirlerden birinde şair, “iki çay içmiştik orada biri açık, keşke sırf bu yüzden sevseydim seni” derken de bu bağlamda göremediğine bilemediğine mi tutulmuştur?

“Seninle şöyle bir konuşamadık, yazık!” diyen yazarın sitemi de benzer bir durumun ürünü müdür?

Düşünmek, en azından bir başlangıç. Geçen zamanla birlikte ağaran saçların yanında düşüncelerimizin de ağarması berraklaşması gayesiyle. Ve dinlemek, kendimizi, söz ve eylemlerimizi, değer verdiklerimizi, yılların birikimi kültürel tecrübelerimizi vs. tam da burada ne güzel örnektir, geçenlerde “Ali baba ve yedi cüceler” filminde özenle işlenen “komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” atasözü. Ve buna benzer sayısız filmler, diziler, kitaplar ve kişisel deneyimler. Hepsi de kişioğlu için elindekinin iyi taraflarını önceleme fırsatları değil midir. Sözkonusu durum, “davul+ses+uzaklık=hoş” denklemi örneğiyle değerlendirilse, yakınlık hem kendimize hem de sevdiklerimize zarar vermese daha iyi olmaz mı.

Derler ya hani “kör ölür badem gözlü, kel ölür sırma saçlı olur” diye. Acaba yukarıdaki şairi de yazarı da bu ifadelere götüren, uzaklık, ayrılık, kavuşamama ve fırsatın elden gitmesi midir? Yani çaylar iki değil de sayılamaz olduğunda da aynı şekilde düşünülecek midir? Veya oturup saatlerce yıllarca konuşulduktan sonra da konuşmak, aynı şekilde arzulanacak mıdır?  

Eğer sırf iki çay için sevilecekse birileri çay soğumadan sevilebilmelidir. Ve eğer seviliyorsa iki çayla, artan çay sayısıyla sevgi ters orantılı bir değişim göstermemelidir. “Girme ömrüme, girme kalbime, ne dertliymiş bu diyeceksen” ifadeleriyle Orhan Baba tam da buraya değinmektedir. Kişi iki çayla sevmesi gerektiğine karar veriyorsa, çaylar iki bin olunca hatta bazen demli, acı da olsa “çay gatiyim mi” denildiğinde tüm kalbiyle gülümseyebilmelidir. Yoğun kıymeti herkesçe malum; asıl mesele varken, yanındayken yakınlığı kıymet bilme bağlamında fırsata dönüştürülebilmedir.

Bir de o “yazık” ifadesi, konuşulsaydı “iyi ki” denilecek miydi?  Veya aynı kişi diğer bir sürü konuşabildikleri için aynı cümleyi kullanılıyor mu? Yazar ve şair ne der başkaları nasıl düşünür bilemiyorum. Bildiğim ve paylaşmak istediğim şu ki, bu ifadeleri iş işten geçmeden kullanalım. Sevgimizi ve pozitif düşüncelerimizi muhatabımız varken, bizi duyabiliyorken, ihtiyacı varken ifade edelim.

Yazık kelimesi kullanılacaksa eğer, yazık ki tanıdıkça insanlardan kaçıyoruz. Ve yazık ki insanlar bizden tanıdıkça kaçıyorlar. Çünkü hepimiz oltayı karşı kıyıya sallamaktan vazgeçemedik. Ne yazık ki olmak bağlamında ideal insana çok uzağız. Ve en büyük yazık bunu bir türlü göremiyor oluşumuz değil midir.. Bu kadar yazık arasında bence en son mevzubahis edilecek olan konuşamadık ve göremedik dediklerimizdir diye düşünüyorum.

“Ateş nardadır sacda değil..” diye başlayan o güzel özdeyişe saygıyla.. mutluluk dışarda olmasa gerek!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...