“Oysa severek evlenmiştik” dedi. Severek evlenmiştik
öncesindeki “oysa” bağlacına bakılırsa bir pişmanlık, bir şaşkınlık ve bir
hayal kırıklığı olduğu açık olarak görülüyordu.
Tam da burada bir Küçük Prens saflığında sormak istedim, “severek
evlenmek” ne demek? Sevmeyerek evlenmek mümkün mü acaba? Görücü usulü evlilik
diye bir gelenek var; bu geleneğe sevmeyerek evlilik diyebilir miyiz? Beşik kertmesi
veya dışarıya kız mı verilir anlayışıyla yapılan zorunlu evlilikleri nereye
koyacağız? İlk gençlik yıllarının saflığına vefa olarak ortaya çıkan bir
yönüyle zorunlu evlilikler nereye konulur peki? Sosyal paylaşım ortamları veya
evlilik siteleri üzerinden evlilikler nerededir acaba? Bir tercih olarak artan
orana sahip mantık evlilikleri sevmeyerek evlilik olarak düşünülebilir mi? Son yıllarda
oldukça popüler olan evlilik programları ile sevginin ve evlenmenin kesişim
kümesi nasıldır?
Tüm bu sorulardan önce sorulması gereken sevginin ne
olduğudur aslında. Sahi ya sevgi nedir? Sevgi ne olmalıdır? Özellikle evlilik
bağlamında sevgiye ilişkin algının karşılıklı benzerliği ne kadardır? Ne kadar
olmalıdır?
Sevgi, soyut bir kavram olarak her bireyde farklı
bir anlama sahiptir çünkü. İki birey bir araya geliyorsa sevgi temelinde ilk
önce sevgiye ilişkin algıları, beklentileri ve yaşantıları benzer olmalı değil
midir? Çünkü “severek evlenmiştik” ifadesi karşılıklı bir sevgiden
bahsetmektedir. Dolayısıyla sevgi kavramı müşterek olarak düşünülmek zorundadır.
Kişi kendini, sevgiye ilişkin algılarını, beklentilerini ve yaşantılarını çok
iyi tanımalı ve karşısındakine çok iyi-açık-doğru anlatmalıdır. Ve anlamalıdır.
Anlatmak, anlamak ve anlaşılmak üzerine de
düşünülmeli demek ki. Sevgi söz konusu olunca insan kendine bile bir şeyler
anlatamazken, neyi nasıl anlatacak ve ne kadar anlaşılacak orası da ayrı bir
tartışma konusu. Belki de evlilik için sadece sevmek olgusunun yeterli olmadığı
anlaşılmalı buradan. Soyut olan sevginin soyut ve somut başka şeylerle desteklenmesi
de evlilik için yeterlik referansları olarak düşünülmeli. Mutluluk gibi, seviyorsun
ama mutlu değilsin veya mutlu olamayacağını düşünüyorsun. Kültür gibi,
seviyorsun ama aynı evde birlikte yaşamanızı zorlaştıracak derecede kültürel
farklılıklar var. Sosyoekonomi gibi, seviyorsun ama bir ömür seni bekleyen
sıkıntılar şimdiden görülüyor.
Dolayısıyla evlilik o kadar da özgür düşünceyle
yapılabilen bir şey değil. Tüm bu sayılan değişkenlerin etkisini yok saysanız
bile aşkın kölesi olmuşsunuz demektir. Yine ortada tam olarak özgürce verilen
bir karar olduğu söylenemez. Sevmek özgürlüktür özünde. İki kişi arasında hür
iade ile oluşan sevgi bağı sevginin doğasındaki özgülüğe en yakın olan
aşamadır. Burada bile iki kişinin algı, beklenti ve yaşantıları bir şeyler
götürmüştür sevginin özgürlüğünden. Severek evlenmek, kavramı işte bu şekilde
başlayan ve evlilikle sonuçlanan bir süreç için kullanılır. Aslında kavram “sevgililikle
başlayan evlilik” olmalıdır. Diğer evlilik çeşitlerinde de severek
evlenilebilir çünkü. Sevmek özgür bırakılmalıdır.
Sevmenin özgürlüğü sevgilikle başlayan evliliklerle
sınırlandırılmamalıdır. Sevgililikle başlayan evliliğin karşıtı olarak
konumlandırılan görücü usulü evliliklerde de sevmek, sevginin doğasındandır.
Kimileri yıllarca görür, görüşür kimileri de bir kere görmeyle sevebilir. Her bireyin
her bir şeyi gibi sevgisi de farklıdır. Dolayısıyla klasik bir bakışla şu
kötüdür şu iyidir yanılgısına düşülmemelidir. Sürekli iyi veya sürekli kötü bu
çağda kalmamıştır. Kişiye, duruma ve zamana göre bir olgu farklı birçok sonuç
üretebilir.
Bu şekilde bakılmayınca, sevgililikle başlayan
evliliklerin boşanma oranları ile görücü usulü evlenmelerin baskı oranları karşılaştırılır
hep. Bir taraf diğer tarafı bunlarla vurmaya, kendini haklı çıkarmaya çalışır.
Birinde hür iradenin olmadığı veya tek taraflı olduğu diğerinde ise hür
iradenin fazlalığı konuşulmalıdır oysa. Akıl, var olan tüm uygulamaların iyi
yönleri konuşma ve oraya odaklanmayı önceler aslında. Taraftarlık ve klişeler
nereye kadar sürdürülebilir ki? Çağdaş olan sırf çağdaş olduğu için düşünmeden
kabul edilemeyeceği gibi, toplumca dışlanan da sırf toplum öyle dedi diye düşünmeden
kabul edilmemelidir.
İdeal bir evlilik tüm seçeneklerin iyi yönlerinin birleştirildiği
yeni bir seçenekte aranabilir. İşin aslı çağdaş olan bu yöntemdir. Kuantum evlilik
olarak kavramşallaştırılabilecek bu yeni seçenekte, sevgililikle başlayan, görücü
usulü ve diğer tüm evlilik çeşitlerinin iyi yönlerinin harmanlanmasını
kapsamaktadır. Burada taraf olmamak insana taraf olmaktır. İnsan temelli bir
anlayışla klasik ve toplumsal klişelerin ve bunların ürettiği antitezlerin sentezine
ulaşılmak neden mümkün olmasın? Ne aileler mutsuz olsun ne de kişiler yorulsun,
tüm evlilikler severek olsun ve sevgi olabildiğince özgür kalabilsin diye..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder