Özgürlük: Ağzımızı doldura doldura, içimizden, tüm
hücrelerimizle, Şairin ifadesiyle “efsunkar” oluşuyla aşkına tutulduğumuz
cezbedici olgu. Tüm cazibesinin ve bir insan hakkı olmasının yanında ne yazık
ki özgürlük, dünya üzerinde çoğu insan ve toplumun tam olarak ulaşamadığı bir
ütopya. Bireysel, toplumsal, düşünsel vs sayısız alanda özgürlük olgusu
aranabileceği gibi bu yazıda sanatsal, teknolojik ve kültürel özgürlük üzerine
durulacaktır.
Bu yazıyı kaleme alma fikri bir bayram tatili için
Ankara’dan Anamur’a yolculuk yaparken ortaya çıktı. Düşününce fark ettim ki
aslında hep böyleydi. Çocukluğumdan beri hatırlıyorum; Anamur özellikle de
yaylaları Türkçe radyoların yabancı radyoların yanında çok zayıf kaldığı bir
yerleşim alanı. Onun içindir ki hep kaset veya cd doldurma alışkanlığı vardı ortaokul-lise
yıllarımda. Hatta evdeki müzik setinin kayıt düğmesini bile bozduğumu
hatırlarım. Görüyorum ki aradan geçen yıllar memleketimde radyo frekansı
bağlamında çok bir gelişme olmamış. Ve bu durum karşısında çocukluğum ve
gençliğimin birikimi ve şimdiki düşünsel arka planımla “radyo frekansıma
özgürlük!” diye bağırmak istiyorum.
Bir yandan bağırırken bir yandan da acaba diyorum
niye bu durum bu şekilde. Neden koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin güzel bir sahil
kasabasında yabancı radyo istasyonları yerli olanlardan daha güçlü yayın
yapabiliyorlar? Hadi Anamur küçük, merkeze uzak diyelim; Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti var Kıbrıs Rum Kesiminden daha yakın. Ne yazık ki onun da birkaç
radyo istasyonu var ve yıllardır aynı. Kırk bir kere maşallah, bu yıl 41. özgürlük
yaşını kutladığımız Yavru Vatan radyo frekansı özgürlüğünün neresinde
acaba? Devlet büyüklerimiz daha iyi
bilirler ama radyo-tv vb medya unsurlarının özgürleşmesi kültür, sanat ve
teknoloji özgürlüğü bağlamında özellikle gelecek adına önemli bir gereksinim
diye düşünüyorum.
Türkçe müzik dinlemek için TRT Radyo’dan başka
çaremizin olmadığı Toros dağlarında yabancı radyo frekanslarının gayet güçlü
bir şekilde yayın yapıyor olması ilginç değil midir? Türkçe müzik dinlemek
isteyen özellikle de radyo yayını tercih eden insanımızın özgürce seçim
yapabileceği çekim gücü yüksek radyo frekansları özgürlüğü bu haliyle olağan
mıdır? Yoksa bizim toplumumuzun kültürel özelliklerinin, sanatsal uzaklığının
ve teknolojik tüketiciliğinin bir sonucu mudur? Nedeni niçini tam bilinmez ama
ortada bir özgürlük yoksunluğu bariz kendini göstermektedir.
Meseleyi milliyetçilik veya kolaycılık olarak
değerlendirmekle saptırmayalım. Alıştığınız ve kendinizi mutlu hissettiğiniz
radyo yayınlarını en çok gereksinim duyduğunuz uzun yol süresince dinleme
isteği çok doğal ve samimi bir istek diye düşünüyorum. En sevdiğin şarkıları
bir cd veya flash üzerinde kayıt etmemek de kolaycılık değil sadece bir tercih
meselesi. Çünkü radyo yayını alışkanlığı kayıt ile karşılaştıramayacak derecede
canlı, güncel ve gerçektir. O bir alışkanlık, yaşam biçimidir. Bilenler bilir,
bazı radyolar ve radyo programları vardır ki sizinle birlikte büyür, sizinle
birlikte yaşarlar.
Hadi biz neyse yılda bir veya iki kez uzun yola,
güzel ülkemin radyo frekansı özgürlüğü olmayan yerlerine giderken, her gün yola
giden uzun yol şoförleri veya oralardaki yerleşik insanların bu durumu özgürlük
olgusunun neresindedir? Devletimiz veya diğer medya örgütlerimiz bu konuda ne
düşünmektedirler? Son olarak da benim gibi bu durumla karşılaşan bireyler
sessizliklerini ne zamana kadar koruyacaklardır? Radyo frekansımıza özgürlük
diye gür sesle ve aktif bir hareket zamanı gelmedi mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder