Bir yemeği yemeden önce
paylaşmalarımız, sosyal ağların sayısız yemek fotoğraflarıyla dolu oluşu ve
yemek masalarındaki sayısız akıllı telefon bu paylaşma motivasyonundan. Nedense
yemeden önce paylaşmaya motive oluyoruz. Yemeklerle beslenmeden önce mağrur
edebiyatımızı besleyici kareler biriktiriyoruz.
Alışveriş
merkezlerinde, kafelerde ve spor salonlarında konum bildirimleri; özel günlerde
en özel anların fotoğraflanma ve paylaşılma çılgınlığı, paylaşmanın yaşamanın
önüne geçme örnekleri. Biz şu gün şuraya gittik ve bunları yaptık ifadeleri
içeren mağrur edebiyatına kanıtlar sunmak için yaşanır sanki o özel günler.
Bilerek veya bilmeyerek mağrur edebiyatına dönüşen özel anlar, konuşmalar ve
paylaşımlar yaşamanın doğallığından çok şey götürmektedir.
Toplumun her hücresinde
doğallığın yerini siyasilerin biz yaptık, biz ettik türünden sloganları almış
durumda. Eşler arası ben yaptım, ben kazandımlar; iş ortamında ben olmasam bu
kurum biterler hep birer hücresel biz yaptık biz ettik örnekleri. En çok
bağıran çalışanın daha çok çalıştığı, en çok konuşan eşin daha haklı olduğu doğru
mudur gerçekte? Yoksa işin özü başka türlü müdür? Mağrur edebiyatı gerçekten
nasıl farkedilir ve ayırt edilir?
Bazen o kadar tuhaf
ifadeler duyarsınız ki, mağrur edebiyatı mı yoksa gerçek mi anlayamazsınız.
"Filanca master programına yazıldım bilmem ne kadar para verdim ama bir ders
bile gitmedim" veya "en popüler spor salonuna bilmem kaç bin liraya kaç yıl üye
oldum ama daha hiç uğramadım" türünden ifadeler bu tuhaflıklardan bazıları. Aynı
çay veya aynı yemeğe yüksek hatta bazen olmadık fiyat ödemeler de bu tuhaflıklardandır. İşte işin
burasında mağrur edebiyatı ile gerçeği belki de saflığı ayırmak çok zor ve zaman
gerektirmekte.
Mağrur edebiyatı öyle
tuhaftır ki, ibadetlere ve hayır kurumlarına da karışabilir. Din adına
konuştuğunu ve kutsal değerleri seslendirdiğini sanan kişilerin kendilerini ön
plana aldıkları görülebilir. Yaptığı ibadet ve hayır işleriyle övünen kendini
anlatmaya çalışan kişiler olabilir. Dolayısıyla mağrur edebiyatında
hiçbir kişi ve yapı korunmuş değildir. Bir din adamı yapıp ettikleri ile
kendini veya kendi çevresini anlatma çabası içindeyse bir ölçüde mağrur
edebiyatı yapıyordur.
Bir öğretmen
öğrencilerinin başarısı ile mutlu olmanın ötesinde övünme ve kendini anlatma
çabasına giriyorsa burada da mağrur edebiyatından bahsedilebilir. Bir bilim
insanı örneğinde de yine mağrur edebiyatına rastlanmaktadır. Bilimsel alanda
yapılan sayısız çalışma, üretilen onca makale ve başarılı organizasyonlar bazı
örneklerde kendini ifade etme ve gururlanmaya dönüşmektedir.
Başarı ile mağrur
edebiyatı arasında hassas bir çizgi vardır anlaşılan. Mağrur edebiyatının günün
birinde başarıya gölge düşürme olasılığı ise her zaman olasıdır. Ortada hiçbir
başarı yokken, suni veya başkalarının başarıları ile yapılan mağrur edebiyatı
örnekleri sırıtan bir görünürlüğe sahipken, başarılı kişilerin mağrur
edebiyatları kolaylıkla anlaşılamayabilir. Ama yine de başarıyı gölgelediği
durumlarda mağrur edebiyatı sırıtacak, sempatiyi antipatiye dönüştürecektir.
Bırakalım edebiyatı
başkaları yapsın. Başarının hikayesini başkaları ölümsüzleştirsin. Mağrur
edebiyatıyla başarı gölgelenmesin.
Görünüşte herkesin renkli bir hayatı var.Herkes başarılı,herkes dost canlısı, hemen herkes çok zengin, çok güzel, çok mutlu...Aman ne güzel görüntüler,ne hoş fotoğraflar
YanıtlaSil