Öyle diyordu şarkıda
Tatlıses, “haydi söyle onu nasıl sevdiğimi”.. Şimdilerde yepyeni bir inovasyonla
yeniden yaratılan şarkı, Kalben tarafından seslendiriliyor. Demek söyleme, her
dönemde yeniden yaratılan bir gereksinim. İnsanlar "söyleme" eylemine bir isteğin ötesinde
gereksinim olarak bakıyorlar. “Söylemesen çatlarım” türünden ifadeler hep
bundan. Söylemek bir gereksinim. Hatta bazen zorunluluk derecesinde bir
gereksinim.
Öte yandan sabretmek
de bir gereksinim. Kendinle savaşma pahasına bir gereksinim. Haksızlık ve kırgınlık
almış başını giderken, içinden bir ses “haydi söyle” derken, sabredersin.
Sözlerin esiri olmamak için. Kendi değerine değer verdiğin için. Doğru da olsa, senin doğruların bu yanlışları söylemeye izin vermediği için. Çirkine
çirkin demenin kendi bakışına zarar vereceğinden çekindiğin için. Kendi
değerlerinin ve sevdiklerinin hatırı için. İlk önce kendine olan saygın için.
Evet evet kendimiz
için. Birileri kötülüğü yaşatırken onu ifade etmek bize düşmemeli. Bizim gözlerimiz
ve kelimelerimiz başkalarının çirkinlikleri ile kirletilmemeli. İstemeden de
olsa maruz kalınan çirkin söz ve davranışlar bizim zihnimizde ve kelimelerimizde
aynı seviyede yankı bulmamalı. Çünkü yanlışı ifade ederken bile yanlışın,
yanlışların ve yanlışlığın literatürünü kullanmamalıyız. Doğru isek eğer,
ifadelerimizde de doğruluğun, doğruların ve doğrunun literatürünü taşımalıyız. Doğru
ve yanlış iki ayrı dil ise eğer yanlışlığın dilinin doğruluğu istila etmesine
inin vermeyelim.
“Rüyalarda
gördüğümüzü” söyleyelim. Bunda ne olacak Ki? Ama kabusları ne görelim ne de
görenlere tercümanlık edelim. Bizim hayatımızda kabuslar olmamalı. Başkalarında
da olmasın gönül ister ki. Ama orası bize kalmıyor çoğunlukla. Bize düşen
kimsenin kabusuna girmemeye çalışmak. Huzuru yaşamak ve yaşatmaya çalışmak. Derdi
ya “her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa” diye. Aynen öyle.
Sevgili ben, güzel
düşün, çok düşün, önce düşün; sonrasında iyilik ve güzellik olsun. Hatalar mı? Hatalar
da doğamızdan. Boş vaktinde bol bol onları da düşün. Söyleme kısmına gelince “şeker
söyle, kaymak söyle, bal söyle”. Çok düşün az söyle, öz söyle.
Tüm bunlardan sonra
hala kötü söz duyar mıyım? Dünya hali duyabilirsin. Ama “seni bilen bilir bilmeyen
de kendi gibi bilir” anlayışıyla duymazdan gelirsin. “Kötü söz sahibinin” der
eskiler. Kendine bakar, olumlu görmeye çalışır ve sabredersin her şeye. Ne kötü
söz söylemeye ne de söylenmeye değmez hayat, sabretmekse gerçekten büyüklük.
Nihayetinde gün dönümlü,
hayat ölümlü değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder