6 Aralık 2018 Perşembe

Bardağın Dolu Tarafını Görmek


Bardak

Bir yudum çayın sıcaklığını içinde hissederken gözleri bardak ile yanı başındaki kocaman yalnızlığa dalıp gitmişti. Belli ki çayın sıcaklığı yetmiyordu. Ve o an aklına bir klişe geliverdi. Hani dedi kendi kendine; çay kalabalıkları severdi? Yalnızlık, yaşayan bir gerçeklik olarak etrafını çepeçevre sararken, elindeki bardağı ve sonsuz güzellikteki dumanını fark etti. Dudaklarının kenarında tuhaf bir tebessüm belirivermişti o an. Öylesine oluvermişti, aniden, kendiliğinden.

Daldığı yerden hoşnut, çıkmayı istemeyen bir tebessümdü bu. Fark etmek bir kapı olmuştu dalıp gitmelerden bir öteki dalıp gitmelere. Bir bardak vardı. Hani o hep söylenen, bilinen.. Bardaktan utanmak diye bir şey olsaydı o an utanabilirdi. Ama bardak sıcaktı. Dumanı da sıcaklığının şahidi gibiydi. İyi ki de öyleydi. Yargılamıyor sadece yalnızlığa yoldaş oluyordu. 

Yarısı boştu belki ama dumanı o boş olan yarısını ve hatta daha fazlasını doldurmaktaydı. İçine çektiğin her yudumla biraz azaldığı sanılırken bardak kendini yeni ve başka şekilde doldurmaktaydı. İşte tam da bu doluluk, dalıp gidilen yerin en dolu tarafıydı. Bir an hep bu dolulukta kalmak, hiç azalmamak geçti içinden. İşte tam da o an azalma düşüncesiyle birlikte azaldığını hissetti. Bir anda bardağın tamamen bitmiş olduğunu fark etti. Birden içine bir üşüme geldi. ve kocaman bir boşluk.

Dalıp gidilen doluluktan bir anda boşluğa uyanmıştı. Dolulukla boşluğu saniyelerden daha az bir zamanda, aynı anın kesişiminde hissedebilmişti. Çevresi, vücudu ve özellikle bardağında değişimden bahsedilemeyecek bir zaman diliminde oluvermişti her şey. Bir rüyadan uyanır gibiydi. Yatak, oda, ve zaman neredeyse aynıyken kendisi kendi içinde iki farklı dünyayı yaşamaktı bu.

Ellerinde tuttuğu çay bardağı fazlasıyla doluyken bir anda bitivermişti. Ve aynı şey bir başka zaman bitmekte olan bir bardağın doluvermesiyle aynı olaydı. Bir anda oluveriyordu her şey. Bütün bunları çok sefer yaşamış ve her seferinde de üzerinden bir hayli zaman geçtikten sonra düşünerek anlayabilmişti. Kaçıncı seferiyidi ki, düşünmeleri olgunlaşmıştı.

Aslında bütün bardakların yarısı doluydu. Ve özünde bütün bardaklar yarımdı. Bu olgunlaşan düşüncelerin vardığı gerçekti. Olay anında, hayatın içindeyken pek farkında olmasa da kısa süre içinde bu gerçeğe ulaşabiliyordu. Gerçeğin ötesinde var olan asıl gerçek ise bardağı dolduran şeylerdi. Yarım olan bardağı tamamlayan şeyler. ya da tam tersi bardağı boşaltan şeyler. Kişisel olan, kişiden kişiye toplumdan topluma değişen şeyler.

Belki herkesin bardağı farklıydı ama özünde hepsi de yarımdı. Bunun farkına varanlar ise bir adım daha öndeydiler. Farkına varamayanlar ise kendi bardaklarını boş görürken diğerlerinin bardaklarını hep dolu görüyorlardı. Başkalarının bardağındaki boşlukları ise hiç mi hiç görmüyorlar veya göremiyorlardı. Bu boşluğu görebilmek aynı zamanda doluluğu doğru bir şekilde görebilmek demekti oysa. Boşluk ve doluluk birdi. Birbirinden ayrılamayan bütündü her ikisi. Bardağın gerçeği buydu. Bazen boş gelirken bazen dolu gelebilirdi. Ve bu o kadar doğaldı. İşin özü boşu ve doluyu birlikte kabul edip dolularla dolu dolu yaşayabilmek demişti olgunlaştığı zamanlardan birinde. Boş olan kısımla boş boş konuşmak veya boş boş oyalanmak ise tamamen kişisel tercihlerin sonucuydu.

Ve son bir yudum aldı bardağın o kocaman doluluğundan. Çayının hiç azalmadığını fark edişine umut dolu bir tebessüm eşlik etti. Ne de olsa bütün bardaklar yarımdı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...