16 Şubat 2015 Pazartesi

Başkalarının Önemlilerini Yaşamak

Başkalarının Önemlilerini Yaşamak

Yaşamak, hepimizin başında.  Yaşıyoruz hepimiz görünüşte. Asıl yaşamak ve ya nasıl yaşamak, meselenin ince noktası burada olsa gerek. Kimse kendi yaşantısını yüksek sesle eleştirmese de yaşamak olgusu bağlamında tam anlamıyla ideale ulaşmışlık bir hayli zor denebilir. Ve yaşamak üzerine deneme havasında geçecek bu yazıda herkesin bir ucundan kendini yakalayacağı öngörülmektedir. Varsın yüksek sesle dışa yansıtmasın kendine itiraf bağlamında biraz sonra söyleyeceklerimizden kendinde ve yakın uzak çevresinde bir esintiler taşıması kesinlik derecesinde olasıdır.

Severek veya sevmeyerek, isteyerek veya istemeyerek, gönüllü veya gönülsüz vs. hayatımızın bir anında birilerinin önemlilerini yaşamışlığımız vardır.

Hiç istemediğimiz halde sevdiğimiz için herhangi bir şeye katlanmadık mı? 

“Bu şehir güzelse senin yüzünden” diyen şair ne güzel örnektir.

Küçük çıkarlarımıza ne demeli. İlk çocuklukta alıştığımız ve karakterimize yerleşen şunu şöyle yaparsan şöyle bir çıkar elde edeceksin türünden beklentilerle katlandığımız sevimsiz istenmedik durumlar. Hadi oğlum/kızım şunu yaparsan sana şunu alacağım diyen doğal Premak ebeveynler.  Bize hep kendi önemlilerini yaşatmadılar mı?

Rousseau’nun Emile’de geçen dış müdehalelerden uzak çocuk yetiştirme ile bizim yetiştirildiğimiz yoğun dış denetimli/yönlendirilimli çocukluğumuz ne kadar da uzak birbirinden..

Tabi bu dış yönlendirmeler ve önemliler tavsiyeleri bazı durumlarda olumlu olarak görülebilir. Ancak her sorun davranış ve ya olgu gibi bu da belirli bir dozdan sonra olumsuz oluyor.

Sınıf yönetimi dersi alan her eğitim fakültesi öğrencisi bilir ki; “her birey bir, biricik ve özeldir”. Yönetimin özünde insan olduğundan olsa gerek hep bu sözcükle başlar sınıf yönetimi kitapları.

Basılı kitaplar böyle söylese de, başka kitaplar ne yazıkki tam tersini ifade etmektedir. “Dünya bir kitaptır” diyordu Pegem yayınları reklamında. “İnsan da bir kitaptır, okumasını bilene” demekteydi bir düşünür. Sınıf yönetimi dersine gelen ve her birey bir, biricik ve özeldir diyen akademisyenler bile bu bağlamda bir kitap olarak tam tersini yazıyorlardı uygulamalarında.

Şair ne güzel söylemişti; “bu ne yaman çelişki anne!” derken..

Evet, o derslerde de çoğunlukla öğrenci olarak bir başkası olan hocaların önemlilerini yaşamak zorunda kalındı.

Daha neler neler.. Neresinden tutsanız yığınla örnek bulmak kaçınılmaz gibi duruyor. Çocukluktan başlayarak hayatın her aşamasında bize bir şeylerin önemli olduğu birileri tarafından söylendi ve bize sen ne düşünüyorsun diye sorulmadı. İstisna durumların olabileceği kabul edilmekle birlikte her birey mutlaka en az bir kez böyle bir durumla karşılaşmıştır diye düşünüyorum.

Başkalarının önemlilerini yaşamak ve ya yaşamamak bağlamı bireysel bir tercihtir tabi, yaşamamış karşı çıkmış da olabilirsiniz. Burada kesinlik derecesinde vurgulanan böyle bir durumla karşılama olasılığıdır. Tatar Ramazan örneğinde olduğu gibi “ben bu oyunu bozarım” deme ve bu direnmenin bedellerine eyvallah diyebilme bu kapsamda değerlendirilebilir.

Biz akademisyenler örneğin… Çok şey söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama biz akademisyenler diye başlayıp üç nokta koyunca yeterli olur kanaatindeyim.

Sonuç olarak çoğu insan çevresindeki insanları kendi için yaşayan birer canlı olarak değerlendirmekte ve öyle davranmaktadır. İşin acı yanı da bu durumu doğal görüp veya doğal görmese de katlanılabilir görerek onları teşvik eden insanların varlığıdır.  Ne diyelim belki onlar da yaşamak ağrısında çıkışı burada bulmuşlardır.


“Nasıl bir inatsa bu yaşamak”  derken bundan bahsediyordu belki de yazar Dünya Ağrısı’nda..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...