Günlerden bir gün bir üniversite öğretim üyesi
bölümündeki öğrencilere oryantasyon programı hazırlamıştır. Program içerisinde
birçok paylaşımının yanında bir tanesi vardır ki tebessüm artı şaşkınlık
oluşturmuştur yeni üniversite heyecanı yaşayan öğrencilerinde. Çok kıymetli
öğretim üyemizin geleceğin öğretmen adayı üniversite birinci sınıf
öğrencilerine ilk tavsiyeleri içerisinde yer verdiği “evlilik adayınızı da
seçin burada” ifadesi orijinal ve oldukça cesur bir çıkış olarak düşünülebilir.
En azından amfideki öğrenci ve öğretim üyelerinin bir kısmı böyle düşünmüştür.
Hep düşünmek durumunda kalmaz mıyız da zaten. Her
ne kadar alışmış, düşünmüyormuşuz gibi gözüksek de; bayram oturmalarında,
misafirliklerde, çeşitli toplanmalarda hatta otobüslerde yeni tanıştığımız bir
amca veya teyzenin ya da bir akranımızın benzer ifadelerine rastlarız ister
istemez. Bu ifadelere katılıyor veya katılmıyor olmanız, karşılaşma durumunuzu
pek de etkilemez. Çevremizdeki her insanın bizi bekleyen bir gelecek için öneri
ve uyarıları olağandır bizim kültürümüzde. Amfideki öğretim üyesi de, otobüs
durağındaki teyze de, mahalledeki bakkal amca da bu kültüre dahildir.
Bütün bu ifadeler sadece çevremizden de kaynaklı
değildir. İçimizde bir yerlerde hep insanları tanıma ve onlarla ilişki kurma
isteği hep olagelmiştir. McClelland ve Alderfer içimizde varolan bu isteği önemli birer ihtiyaç olarak tanımlamışlardır. Yani Küçük Prens’te “evcilleştirmek” diye de kavramsallaştırılan
insanların diğer insanlarla bağ oluşturması her insanın bir ihtiyacıdır. “Bir
-ile- koy aramıza bizi birbirimize bağlasın” diyen Bekiroğlu’da bu gereksinimi
vurgulamaktadır. Yani sadece toplumsal kültürde değil bireysel kültürümüzde de
geleceğimizi bir başka insanla birleştirme, bağ oluşturma isteği yer
almaktadır. İçimizdeki öğretim üyesini, teyze ve amcayı da şaşkınlıkla
karşılayacak değiliz herhalde.
Şaşkınlıklarımız ve meraklarımız olsun olsun da, orantılı
ve yerindeyse bir de bizi güzel sonuçlara götürüyorsa anlamlıdır. Sevimlidir.
Görülüyor ki ortada bir gerçek var. Her bireyin içsel ve çevresel bir gerçeği
olarak bağ oluşturmak, iletişim kurmak önemli bir gereklilik. Bunu en güvenli
ve sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek de bireyin her bağlamda sağlığı
açısından önemli. Maslow’un sevme ve sevilme ihtiyacı, Alderfer ve McClelland’ın ilişki kurma
ihtiyacı da bu düşüncemizin desteklerinden. Sabahattin Ali’nin o efsane
romanında geçen “bir insan bir başkasına hayata bağlandığından daha kuvvetli
sarılabilirmiş” ifadeleri de önemli bir destekçimiz. Bireysel bütünlüğü
sürdürme bağlamında yanlış bir bağlanmanın ne tür sorunlar doğurabileceğini
açık bir şekilde ortaya koyma bağlamında hem Raif bey hem de Şeker Portakalının
Zeze’si önemli birer referans diye düşünüyorum.
Bireysel bütünlük, özyönetim bağlamı da var olayın
anlaşılan. Hem de oldukça önemli. Birey ve en az iki bireyin bağlılıkları
olarak ifade edilen örgüt arasındaki ilişki birbirlerine olan gereksinim
kaynaklıdır. Yani birey gereksinim duyduğu için örgütü üretmektedir. İşte bu
üretme süreci oldukça önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir zaman
dilimidir. Ortak amaç ve karşılıklı anlayış ve işbirliği bu örgütün temel
bileşenleri olabiliyor mu iyice analiz edilmelidir. Bir ‘ile’ konuluyorsa araya
ve birbirine bağlanmak istiyorsa iki kişi bu bağlanmanın ürünü olan yeni
örgütte, örgütsel etkililik ve sağlık enine boyuna tartışılmalıdır. Zira bunların
olmadığı bir örgütün varlığı er ya da geç tartışmaya açılacaktır.
Örgüt önemlidir evet, ama birey ve bireyin
hedefleri daha önemlidir. Bireyler isteyerek ve bilerek bireysel bazı
isteklerinden ödün vererek daha önemli getirileri olan örgütü üretmeye
çalışırlar. Bu süreçte her bireyin bir şeyler katarak ürettikleri ortak örgüt
bireysel çabalardan fazlasını üretebilir. Ama küçük de olsa bireysel çabalar ve
istek örgütün temel bileşenidir. Birey örgütü üretmeye karar vermeden veya
verirken kendi istek ve hedeflerini, gelecek vizyonunu en azından düşünme
basamağında netleştirmelidir. Nereye gittiğini bilmeyen bir birey örgüte de
kendine de mutluluk katma bağlamında zorlanacaktır. İyi bir örgüt bulmak, iyi
bir arkadaş edinmek, ideal bir eş bulmak vb. hedeflerin temel esprisi “olmak”
dan geçmektedir çoğunlukla. İdeali bulmaya uğraşmaktansa ideal olmak daha birincil
bir tercih olsa gerek.
İdeal olmak konusuna gelince, o apayrı bir yazının
konusu galiba. Çok şey denebilir o başlık altında. Denmelidir de. En azından
çok fazla okuma deneyimi tavsiye edilebilir deyip burada bu kadarla yetinmek
isterim. Okumalıyız, hem de çok. Özellikle bireysel ve örgütsel gelişim
bağlamında hepimizin sürekli bir okuma pratiğine gereksinimi var kanaatindeyim.
Ve ben bana düşeni “olmak” düşüncesiyle yerine getirmek için gece gündüz
okumaya çalışıyorum. Her bireyin de bu çabaya ses vermesi toplumsal “olmak”
bağlamında güzel günlerin habercisi olacaktır. Ne bireyler ne de örgütler
kesinlikle tamamlanmış bir sonuç değillerdir. Olmak ve olgunlaşmak sürekliliği
olan bir çaba gerektirir. Hem bireyin iç sesi hem de toplumsal sesin dile
getirdiği ilişki kurma ve bağlanma konusu da bu çabaya gereksinmektedir.
Sonuç olarak her bireyin karşı karşıya olduğu
dahili ve harici “ile” gerçeği bağlamında düşünsel ve duygusal arkaplan
oluşturması hedefiyle güzel bir kitap önerilebilir. “Bir ile koy aramıza bizi
birbirimize bağlasın” diyenler için Aruoba’nın “ile” isimli eseri, çoğunlukla
güzel katkılar sağlayacağı düşüncesiyle tavsiye olunur..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder