16 Eylül 2015 Çarşamba

İLE


Günlerden bir gün bir üniversite öğretim üyesi bölümündeki öğrencilere oryantasyon programı hazırlamıştır. Program içerisinde birçok paylaşımının yanında bir tanesi vardır ki tebessüm artı şaşkınlık oluşturmuştur yeni üniversite heyecanı yaşayan öğrencilerinde. Çok kıymetli öğretim üyemizin geleceğin öğretmen adayı üniversite birinci sınıf öğrencilerine ilk tavsiyeleri içerisinde yer verdiği “evlilik adayınızı da seçin burada” ifadesi orijinal ve oldukça cesur bir çıkış olarak düşünülebilir. En azından amfideki öğrenci ve öğretim üyelerinin bir kısmı böyle düşünmüştür.

Hep düşünmek durumunda kalmaz mıyız da zaten. Her ne kadar alışmış, düşünmüyormuşuz gibi gözüksek de; bayram oturmalarında, misafirliklerde, çeşitli toplanmalarda hatta otobüslerde yeni tanıştığımız bir amca veya teyzenin ya da bir akranımızın benzer ifadelerine rastlarız ister istemez. Bu ifadelere katılıyor veya katılmıyor olmanız, karşılaşma durumunuzu pek de etkilemez. Çevremizdeki her insanın bizi bekleyen bir gelecek için öneri ve uyarıları olağandır bizim kültürümüzde. Amfideki öğretim üyesi de, otobüs durağındaki teyze de, mahalledeki bakkal amca da bu kültüre dahildir.

Bütün bu ifadeler sadece çevremizden de kaynaklı değildir. İçimizde bir yerlerde hep insanları tanıma ve onlarla ilişki kurma isteği hep olagelmiştir. McClelland ve Alderfer içimizde varolan bu isteği önemli birer ihtiyaç olarak tanımlamışlardır. Yani Küçük Prens’te “evcilleştirmek” diye de kavramsallaştırılan insanların diğer insanlarla bağ oluşturması her insanın bir ihtiyacıdır. “Bir -ile- koy aramıza bizi birbirimize bağlasın” diyen Bekiroğlu’da bu gereksinimi vurgulamaktadır. Yani sadece toplumsal kültürde değil bireysel kültürümüzde de geleceğimizi bir başka insanla birleştirme, bağ oluşturma isteği yer almaktadır. İçimizdeki öğretim üyesini, teyze ve amcayı da şaşkınlıkla karşılayacak değiliz herhalde.

Şaşkınlıklarımız ve meraklarımız olsun olsun da, orantılı ve yerindeyse bir de bizi güzel sonuçlara götürüyorsa anlamlıdır. Sevimlidir. Görülüyor ki ortada bir gerçek var. Her bireyin içsel ve çevresel bir gerçeği olarak bağ oluşturmak, iletişim kurmak önemli bir gereklilik. Bunu en güvenli ve sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek de bireyin her bağlamda sağlığı açısından önemli. Maslow’un sevme ve sevilme ihtiyacı,  Alderfer ve McClelland’ın ilişki kurma ihtiyacı da bu düşüncemizin desteklerinden. Sabahattin Ali’nin o efsane romanında geçen “bir insan bir başkasına hayata bağlandığından daha kuvvetli sarılabilirmiş” ifadeleri de önemli bir destekçimiz. Bireysel bütünlüğü sürdürme bağlamında yanlış bir bağlanmanın ne tür sorunlar doğurabileceğini açık bir şekilde ortaya koyma bağlamında hem Raif bey hem de Şeker Portakalının Zeze’si önemli birer referans diye düşünüyorum.

Bireysel bütünlük, özyönetim bağlamı da var olayın anlaşılan. Hem de oldukça önemli. Birey ve en az iki bireyin bağlılıkları olarak ifade edilen örgüt arasındaki ilişki birbirlerine olan gereksinim kaynaklıdır. Yani birey gereksinim duyduğu için örgütü üretmektedir. İşte bu üretme süreci oldukça önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir zaman dilimidir. Ortak amaç ve karşılıklı anlayış ve işbirliği bu örgütün temel bileşenleri olabiliyor mu iyice analiz edilmelidir. Bir ‘ile’ konuluyorsa araya ve birbirine bağlanmak istiyorsa iki kişi bu bağlanmanın ürünü olan yeni örgütte, örgütsel etkililik ve sağlık enine boyuna tartışılmalıdır. Zira bunların olmadığı bir örgütün varlığı er ya da geç tartışmaya açılacaktır.

Örgüt önemlidir evet, ama birey ve bireyin hedefleri daha önemlidir. Bireyler isteyerek ve bilerek bireysel bazı isteklerinden ödün vererek daha önemli getirileri olan örgütü üretmeye çalışırlar. Bu süreçte her bireyin bir şeyler katarak ürettikleri ortak örgüt bireysel çabalardan fazlasını üretebilir. Ama küçük de olsa bireysel çabalar ve istek örgütün temel bileşenidir. Birey örgütü üretmeye karar vermeden veya verirken kendi istek ve hedeflerini, gelecek vizyonunu en azından düşünme basamağında netleştirmelidir. Nereye gittiğini bilmeyen bir birey örgüte de kendine de mutluluk katma bağlamında zorlanacaktır. İyi bir örgüt bulmak, iyi bir arkadaş edinmek, ideal bir eş bulmak vb. hedeflerin temel esprisi “olmak” dan geçmektedir çoğunlukla. İdeali bulmaya uğraşmaktansa ideal olmak daha birincil bir tercih olsa gerek.

İdeal olmak konusuna gelince, o apayrı bir yazının konusu galiba. Çok şey denebilir o başlık altında. Denmelidir de. En azından çok fazla okuma deneyimi tavsiye edilebilir deyip burada bu kadarla yetinmek isterim. Okumalıyız, hem de çok. Özellikle bireysel ve örgütsel gelişim bağlamında hepimizin sürekli bir okuma pratiğine gereksinimi var kanaatindeyim. Ve ben bana düşeni “olmak” düşüncesiyle yerine getirmek için gece gündüz okumaya çalışıyorum. Her bireyin de bu çabaya ses vermesi toplumsal “olmak” bağlamında güzel günlerin habercisi olacaktır. Ne bireyler ne de örgütler kesinlikle tamamlanmış bir sonuç değillerdir. Olmak ve olgunlaşmak sürekliliği olan bir çaba gerektirir. Hem bireyin iç sesi hem de toplumsal sesin dile getirdiği ilişki kurma ve bağlanma konusu da bu çabaya gereksinmektedir.

Sonuç olarak her bireyin karşı karşıya olduğu dahili ve harici “ile” gerçeği bağlamında düşünsel ve duygusal arkaplan oluşturması hedefiyle güzel bir kitap önerilebilir. “Bir ile koy aramıza bizi birbirimize bağlasın” diyenler için Aruoba’nın “ile” isimli eseri, çoğunlukla güzel katkılar sağlayacağı düşüncesiyle tavsiye olunur..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...