13 Kasım 2015 Cuma

İYİ Kİ


“Seçilen her yol seçilmeyene ilişkin bir feda ediş içermek mecburiyetinde.”

Böyle der Bekiroğlu o güzel paylaşımlarından bir tanesinde. Seçeneklerle dolu bir hayat, seçme durumunda olan bizler ve seçme özgürlüğünün yanında bir de sonuçlara yüklediğimiz anlamlar: “iyi ki” ler bazen “keşke” ler, “eh işte”ler “olsun”lar vesaire vesaire.. Tüm bunların toplamında mutlu-mutsuz bir doyum çizgisinde bir yere oturtma çabası “nasıl bir inatsa bu yaşamak” kıvamındaki hayatımızı.

“inadına aşk” diyor ya şair bir başka yerde, “herkese ve herşeye rağmen”; işte öyle, yaşamak rağmenlerle içiçe. Yaşamak yönetimi diye bir alan olsa diyorum bazen, sonra diyorum bir bu kalmıştı. Bir açıdan bakınca, her alan zaten oraya çıkıyor ya neyse.

Yaşamak bağlamında, postmodern çağın alabildiğine seçenekliliği de düşünüldüğünde yönetim konusu daha da ön plana çıkıyor yine de.  Yani yaşamak zorlaşıyor gün geçtikçe. Her yeni gün, saat ve dakika seçeneklerle karşı karşıya kalma ve karar verme zorluğu bu çağın insanının handikaplarından. Seçeneklerin çokluğuna karşı Seçme zamanının azlığı yanında sonuçla yüzleşme zamanının da kısalığı yönetimi daha da zorlaştıranlardan.

Sonuçlar üzerinden gidersek eğer, “davranışlar sonuçlar tarafından kontrol edilir” diyen Thorndike, iyiki-keşke bağlamında önemli bir açıklayıcı olabilir. Birey veya toplum herhangi bir seçme sonrasında karşılaştığı sonuçlara göre daha sonraki davranışlarına şekil verme durumundadır. Sonuçların hemen görüldüğü bir zamanda yaşadığımız, herşeyi hemen tükettiğimiz bir çağda olduğumuz da düşünülürse iş iyice içinden çıkılmaz görünüyor.

Seçilen her yol sonrasında karşılaşılan sonuçlar ve bu seçme-sonuç döngüsünde içinden çıkılmazlıklar tam olarak yaşamak yönetimi olgusunun, özellikle de karar basamağının üzerinde durulması gerekliliği şeklinde yorumlanabilir. Bu bağlamda karar üzerine oldukça kafa yormuş olan Simon’a bir danışmak yerindedir diye düşünüyorum. Simon der ki, “tam olarak maksimum sonuç üretecek bir mantıklı karar süreci yoktur. Karar kısıtlı bir rasyonellik taşır”. O nedenle ekonomik bir karar oldukça güçtür. Karar alan her kimse, o anki duruma, seçeneklere ve muhtemel sonuçlara ilişkin net bilgilere sahip olmadığından hiçbir karar tamamen rasyoneldir denilemez.

Karar konusunda içimizi rahatlatan Simon, çözüm olarak da “doyum” kavramını ortaya atmıştır. Birey kabul edilebilir bir sonuçla yetinmesini, onunla tatmin olmasını bilmelidir ona göre. Hiçbir karar (seçim) en güzel karar değildir en güzel sonucu da garanti etmeyecektir. Yani seçme-sonuç döngüsünde ideale yakın bir noktada doyum hedeflenmelidir. Kişi seçtikleri ile tatmin, barışık olmasını bilmelidir.

Her seçenek içinde negatiflikler barındırmakla birlikte, her seçilmeyen de pozitiflikler barındırmaktadır. O nedenle birey bunların bilincinde olarak seçme-sonuç özgürlüğünü düşünmeli ona göre yaşamak yönetimini planlamalıdır. Dutton’un Olağan Psikopatlar’da dediği gibi “aslında hepimizde bir parça psikopatlık vardır”. Hiç kimse mükemmel olmadığı gibi tamamen kötü de değildir. Tıpkı Simon’ın “karar” konusunda dediği gibi.

İşin özü galiba düşünmek.

Bir de likert’e değinmeden kapatmayalım konuyu. İsmini vermiştir ölçme alanına. Bir durumu değerlendirirken evet-hayır, olur-olmaz, katılıyorum-katılmıyorum gibi uçlarla değil de beşli, yedili seçeneklerle düşünme taraftarıdır. Yani Simon’daki doyum kavramını yerleştirebileceğimiz düşünme aralığı.

Son olarak, bir düşünen yazar, Richard Bach ve “Sonsuza Uzanan Köprü” seçme-sonuç bağlamında değerlendirilebilir..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...