6 Ekim 2016 Perşembe

Hayal Kırıklığı


İstenmeyen bir duygu durumunu ifade etmek için kullanılan sözcük öbeği. Bir beklentiniz varsa birinden, bir çalışmadan ya da gelecekten ve karşılanmadıysa, boşa çıktıysa, doğal olarak hayal kırıklığı ortaya çıkacaktır. Şiddeti kişiye, beklentinin büyüklüğüne ve duruma göre değişmekle birlikte her birey en az bir kez bu duyguyla tanışmıştır.

Kişisel tecrübe yanında sayısız roman ve film de bu duyguya tercüman olmaktadır aslında. Daha küçük yaşlarda okumamız için gözümüze sokulan kitaplardan bir tanesi (Great Expectations) tamamen  beklenti, umut, burukluk, hayal kırıklığı üzerine kurgulanmıştır. Romana ne gerek var aslında, hayal kırıklığı bu coğrafya insanı için olağan bir duygu olagelmiştir.

İnsana verilen daha doğrusu verilmeyen değerin sonucu beklentiler çoğu kez beklenmediklerle boşa gidebilmektedir. Dolayısıyla böyle bir sistem içerisinde hayal kırıklığı da doğal karşılanmalıdır bir ölçüde. Sıklıkla karşılaşma olasıdır kırklıklarla ve empati yapma yeteneğimiz, pratiğimiz de bir hayli gelişmiştir.

Filmlerdeki burukluklara gözyaşlarıyla eşlik edişlerimiz, film sahnelerindeki hayal kırıklıklarınında kendimizinkileri buluşumuz bir bakıma hep bundandır. Ya da yabancı maçları izlerken çoğunlukla yenilen takımı tutuşumuzda bu duygunun izlerine rastlanılabilir.

“Bir yanımız hep buruk kalmıştır” anlaşılan. Ama yine de “bir kafiye tutturabilme” yeteneğimiz de takdire şayandır. Değişime uyum mu dersiniz, beklentisizlik mi; plansızlık mı ya da bıkkınlık mı bilemedim de ben, ortada bir alışma sözkonusu olduğu bir gerçek.

Şaşırmıyoruz nedense. Şükür hali midir yoksa boşvermişlik hali mi orasını gerçekten bilmiyorum. Yoksa çok mu profesyoneliz onu da bilemedim. Yazarın, “Her şeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen bir kişiyi sarsmak mümkün müdür?” ifadeleri düşünülürse profesyonel bir hazırbulunuşluk çıkabilir ortaya. Ama ben yine de pek emin değilim.

Emin olduğum şu ki, oturduğun yerden hayal kırıklığı olmuyor. Öncelikle bir hayaliniz ve ona ilişkin beklenti oluşturacak çabalarınızın olması gerekli. Ve sonra da yaşamak..

Örneğin Mecnun sevmeseydi Leyle’yı ya da Merzifonlu kuşatmasaydı Viyana’yı hayal kırıklığı ortaya çıkabilir miydi? Demek ki hayatın içinde olmak gerek. Ve doğal olarak hayattan beklentilerimiz..

Hayat beklentilerimize cevap vermedikçe bir kırık daha eklenecek hayallerimize. Biz de her kırığa çareler arayacak ve mücadeleyi bırakmayacağız. Her ne olursa olsun can sağlığı olduğu sürece bir çare olduğu inancıyla kırıklar üst üste gelse de dayanacağız.

Kuşkusuz her bir burukluk bir ukde (düğüm, yumru) olarak kalacak içerilerde bir yerlerimizde. Sesimizi soluğumuzu bile kesecek kadar bazen. Uykular kaçıracak kadar. Saçları, beyazları vesaire zaten söylemiyorum..

Ha denilebilir ki çözüm mü tüm bunlar. Kesinlikle değil.

Çözüm ne peki? Valla o kişinin kendi içinde. Herkesin çözümü kendisinde. Diğerleri ise sadece tavsiye..

Nasıl ki mutluluk doğal bir duygu ise hayal kırıklığı da doğal bir duygu olarak görülmeli. Kolay olmasa da bir şekilde kabul edilmeli. Kabul edilmese de ortada bir gerçek olarak istenmeyen durum durduğu sürece ne değişecek ki? O nedenle gerçekçi olmalı, duygusal zekamız disipline edilerek ukdeye değil de çözüme; “ne yaptım ben”e değil de “ne yapabilirim ben”e odaklanılmalı.

Bu hayat bizim. Ve sağlık en temel gereksinimi geleceğimizin. Boşa giden tüm beklentiler, yapılamayan her şey gün olur geri döner de; bu günler, bu sağlık geri dönmez hiçbir zaman. “bu böyle olmayabilirdi” diyerek depresyonuna mantık üreten Raif bey örneği gibi koskoca bir hayatı içe kapanarak geçirip de yolun sonunda “yazık” demektense; bir an önce “olan oldu işimize bakalım” diyerek hayata devam edebilme neden tercih edilmesin ki?

Karar senin, benim onun.. Herkes kendi cennetinde ya da cehenneminde!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...