İstenmeyen bir duygu durumunu
ifade etmek için kullanılan sözcük öbeği. Bir beklentiniz varsa birinden, bir
çalışmadan ya da gelecekten ve karşılanmadıysa, boşa çıktıysa, doğal olarak
hayal kırıklığı ortaya çıkacaktır. Şiddeti kişiye, beklentinin büyüklüğüne ve
duruma göre değişmekle birlikte her birey en az bir kez bu duyguyla
tanışmıştır.
Kişisel tecrübe yanında sayısız
roman ve film de bu duyguya tercüman olmaktadır aslında. Daha küçük yaşlarda
okumamız için gözümüze sokulan kitaplardan bir tanesi (Great Expectations)
tamamen beklenti, umut, burukluk, hayal
kırıklığı üzerine kurgulanmıştır. Romana ne gerek var aslında, hayal kırıklığı bu
coğrafya insanı için olağan bir duygu olagelmiştir.
İnsana verilen daha doğrusu
verilmeyen değerin sonucu beklentiler çoğu kez beklenmediklerle boşa
gidebilmektedir. Dolayısıyla böyle bir sistem içerisinde hayal kırıklığı da
doğal karşılanmalıdır bir ölçüde. Sıklıkla karşılaşma olasıdır kırklıklarla ve
empati yapma yeteneğimiz, pratiğimiz de bir hayli gelişmiştir.
Filmlerdeki burukluklara
gözyaşlarıyla eşlik edişlerimiz, film sahnelerindeki hayal kırıklıklarınında
kendimizinkileri buluşumuz bir bakıma hep bundandır. Ya da yabancı maçları
izlerken çoğunlukla yenilen takımı tutuşumuzda bu duygunun izlerine
rastlanılabilir.
“Bir yanımız hep buruk
kalmıştır” anlaşılan. Ama yine de “bir kafiye tutturabilme” yeteneğimiz de
takdire şayandır. Değişime uyum mu dersiniz, beklentisizlik mi; plansızlık mı
ya da bıkkınlık mı bilemedim de ben, ortada bir alışma sözkonusu olduğu bir
gerçek.
Şaşırmıyoruz nedense. Şükür
hali midir yoksa boşvermişlik hali mi orasını gerçekten bilmiyorum. Yoksa çok
mu profesyoneliz onu da bilemedim. Yazarın, “Her şeye hazır bulunan ve kimden
ne geleceğini bilen bir kişiyi sarsmak mümkün müdür?” ifadeleri düşünülürse
profesyonel bir hazırbulunuşluk çıkabilir ortaya. Ama ben yine de pek emin
değilim.
Emin olduğum şu ki,
oturduğun yerden hayal kırıklığı olmuyor. Öncelikle bir hayaliniz ve ona
ilişkin beklenti oluşturacak çabalarınızın olması gerekli. Ve sonra da
yaşamak..
Örneğin Mecnun sevmeseydi
Leyle’yı ya da Merzifonlu kuşatmasaydı Viyana’yı hayal kırıklığı ortaya
çıkabilir miydi? Demek ki hayatın içinde olmak gerek. Ve doğal olarak hayattan
beklentilerimiz..
Hayat beklentilerimize cevap
vermedikçe bir kırık daha eklenecek hayallerimize. Biz de her kırığa çareler
arayacak ve mücadeleyi bırakmayacağız. Her ne olursa olsun can sağlığı olduğu
sürece bir çare olduğu inancıyla kırıklar üst üste gelse de dayanacağız.
Kuşkusuz her bir burukluk
bir ukde (düğüm, yumru) olarak kalacak içerilerde bir yerlerimizde. Sesimizi
soluğumuzu bile kesecek kadar bazen. Uykular kaçıracak kadar. Saçları,
beyazları vesaire zaten söylemiyorum..
Ha denilebilir ki çözüm mü
tüm bunlar. Kesinlikle değil.
Çözüm ne peki? Valla o
kişinin kendi içinde. Herkesin çözümü kendisinde. Diğerleri ise sadece
tavsiye..
Nasıl ki mutluluk doğal bir
duygu ise hayal kırıklığı da doğal bir duygu olarak görülmeli. Kolay olmasa da
bir şekilde kabul edilmeli. Kabul edilmese de ortada bir gerçek olarak
istenmeyen durum durduğu sürece ne değişecek ki? O nedenle gerçekçi olmalı,
duygusal zekamız disipline edilerek ukdeye değil de çözüme; “ne yaptım ben”e
değil de “ne yapabilirim ben”e odaklanılmalı.
Bu hayat bizim. Ve sağlık en
temel gereksinimi geleceğimizin. Boşa giden tüm beklentiler, yapılamayan her
şey gün olur geri döner de; bu günler, bu sağlık geri dönmez hiçbir zaman. “bu
böyle olmayabilirdi” diyerek depresyonuna mantık üreten Raif bey örneği gibi
koskoca bir hayatı içe kapanarak geçirip de yolun sonunda “yazık” demektense;
bir an önce “olan oldu işimize bakalım” diyerek hayata devam edebilme neden
tercih edilmesin ki?
Karar senin, benim onun..
Herkes kendi cennetinde ya da cehenneminde!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder