13 Kasım 2016 Pazar

İdam ..



İdam ölüm cezası demek, ölüm de bir canlının hayatına son verme. Bir ceza olarak ölüm, bir insana verilebilecek cezaların en büyüğü (CEB). Doğal olarak bir insanın işleyebileceği en büyük suç sözkonusu. Öyle ya tüm cezalar gibi idam da suçun niteliğine göre.

Bir eğitimci olarak ilk baştan cezaya karşı olsam da toplumsal gerçeklik cezaları zorunlu kılıyor. Hukukun olduğu veya olmadığı fark etmeksizin her toplumda ceza var. Aslında ceza yaşamın doğasında var. Toplumların olduğu gibi yaşamın da yasaları var. Bu yasalara uygun olmayan her davranış ceza ile karşılaşacaktır. Dere yatağına ev yapma davranışı gibi..

Ceza doğamızda var demek ki. Bir insan olarak üzülsek de cezalarla yaşamayı öğreniyoruz. Doğa insana nasıl öğretiyorsa toplum da öğretiyor. Ne yazık ki toplum mayasındaki insandan mıdır nedir, doğa kadar net olamayabiliyor. Cezai pratiklere kişisel ve toplumsal değişkenler girebileceğinden toplumsal cezalar bazen doğal karşılanmayabiliyor. Bir deprem sonucu yaşamını yitiren yüzlerce kişi için depreme değil de müteahhitlere, yetkililere kızılması bundan dolayı.

Ceza için de bir kabul alanı vardır anlaşılan. Tüm tarafların karşılıklı iletişimi ile doğru bir ceza pratiği işletilebilir. Bir öğretmen için de, bir müdür için de ve hayatın her kademesi için de ceza gerçeği doğasına uygun ve kabul edilebilir hale getirilebilir. İdam da bu açıdan ele alınıp değerlendirilebilir.

Eskiden fiziksel ceza vardı okullarda, özellikle müdürlerden dayak yemeyen yok gibiydi. Hatta bazı öğrenciler müdür odasının daimi ziyaretçileriydiler. Dayak bir ceza olarak doğru veya yanlış bir dönemin bir gerçeğiydi ve doğal kabul ediliyordu. Şimdilerde ise dayak şöyle dursun öğrenciye dokunmak bile söz konusu değil. Ceza olarak dayak bugünün gerçekliğinde doğal kabul edilmiyor. Dolayısıyla zamansal bir görecelik var ceza konusunda. Dün doğal olan bir ceza bugün doğal kabul edilmiyor.

Zamansal göreceliğin yanında bir de kişisel görecelik eklenebilir. Müdür tarafından saatlerce dövülen bir öğrenci için alışkanlık olarak kabul edilebilir hale gelen dayak cezası, bir başka öğrencide bırakın saatlerce dövülmeyi, bir tek tokat karşısında kabul edilemeyiş sonucu çok ağır bir ceza olarak değerlendirilebilir. Bir tokat yiyen öğrenciye “haline şükret bak diğerini ne kadar hırpaladı” demek ne kadar anlamlıdır?

Doktora derslerinden birinde bir öğretmen arkadaşımız anlatmıştı, öğrencilere fiziksel ceza uygulanmamalı ifadesine karşı. Cezasız bir sınıf yönetiminin mümkün olmayacağını hatta bazı değişkenlere göre dayak bile atılması gerektiğini savunmuştu. Okulun sosyoekonomik çevresi ve aile eğitimi gibi değişkenler dayak gerçeğini zorunlu kılıyor demişti. Başka bir öğretmen de bu ifadeleri “ben cetvelle vuruyorum çocuk gülüyor meğerse ailesi hortumla dövüyormuş sonradan öğrendim” örneğiyle desteklemişti. Oldukça gerçek ve oldukça doğal bir paylaşımdı. Akademik olarak karşı çıktığınız bir dayak olgusuna gerçek yaşamdan örnekler veriyordu.

Öte yandan şu gerçeği de paylaşmadan edememişti. Aynı sınıfta bir öğrenci dayakla yönetilemezken bir başka öğrenci de küçük bir sözel uyarıdan saatlerce ağlayabiliyordu. Ceza kendi doğasına göre düşünüldüğü gibi cezanın etkileri de bireyin doğasına göre düşünülmeli demek ki. Dolayısıyla kimseye “haline şükret” dayatması yapılarak cezayı kabullenmesi beklenmemeli.

“Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” olarak da ifade edilebilen bu dayatma, bireysel farklılığa bir hakarettir. Her bireyi kendi bireyselliğinde ele alamadığımızın mazereti olmamalı..

Bir yerde idamı tartışırken, psikolojik ve sosyolojik olarak öldürülen insanları unutmamalı. İdam yani ölüm cezası kuşkusuz en ağır ceza, cezanın doğasında. Bireyin doğasında ne peki? Bir öğrenciye verdiğiniz ceza ile onun doğasını, geleceğini yok ettiğinizi ve aslında onu öldürdüğünüzü nereye koyacağız? Bu da bir tür idam değil mi? Ya da hak etmediği bir suçla cezalandırılan bir kişinin kendi ve aile sağlığını; psikolojik ve sosyolojik sorunlarını ve intihara kadar gidebilecek sonuçları ölüm bağlamında nereye koyalım? Bunlar da bir tür idam değil mi? Bir insanın yıllarca biriktirdiği itibarını, kariyerini ve huzurunu öldürmek..

Ölmek doğamızda var bu doğru da, öldürmek de doğamıza alıştırıldı. Ölümün her türlüsü üzücü olmakla birlikte somut bir gerçek olarak hayatın içinde. İletişim, kardeşlik, akrabalık, dostluk, emek vesaire ölüm gerçeğinden nasibini alanlardan sadece birkaçı. Tüm bu ölümler karşısında vicdanların ölmemesi ise temenni ve umut olarak bir kenarda dursun.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...