Bir atasözü üzerine düşünmek zamanı şimdi. Gelin birlikte düşünelim. Diyor ki bu atasözü, sesinizi yükseltmezseniz kimse size hakkınızı vermez. O nedenle sesinizi duyurmalı, hakkınızı aramalısınız.
Bir sınıf örneğinde ele alırsak eğer, öğrenciler öğretmen
ve yöneticilerden ne istemesi gerektiğini bilmelidirler. Gerektiği yerde ve
uygun bir şekilde bu haklarının peşinde olmalı ve etkili bir akademik gelişim
için bu haklarını kullanmalıdırlar. Tıpkı hastanelerde yer alan “hasta hakları”
gibi öğrenci hakları sınıflara ve koridorlara asılabilir. Öğrenci sadece
haklarını değil sorumluluklarını da öğrenmeli ve ona göre bir hayat pratiği
geliştirmelidir.
Öğrenmediği durumlarda “toplumsal sarılık” hastalığı riski
kaçınılmazdır. Hakkını bilmeyen ve isteyemeyen dolayısıyla da kendi kendini
zehirleyen bir toplumsal hastalık. Tıpkı bebeklerin ilk haftalarda karşılaşma
riski olan sarılık gibi. Ağlamayan bebeğe meme vermemenin ne kadar tehlikeli
olduğu söylenir doktorlarca. Atasözü bu ilk haftaları kapsamamaktadır öyleyse.
Özellikle erken doğan çocuğa, çevre adaptasyonu oluşamayacağı için ağlamasa da
meme verilmelidir.
Öğrenci için de benzer durum söz konusu. Erken başlayan
öğrenciler, sosyallik bağlamında geç kalmış öğrenciler okul yaşamının ilk
haftalarında sarılık riski altındadırlar. “okul sarılığı” olarak ifade
edilebilen sorun, öğretmene önemli bir sorumluluk vermektedir. Değerli öğretmenim
lütfen okulun ilk haftaları öğrenciye ilgili ol. O istemeyi, hak talep etmeyi,
neyi nasıl yapması gerektiğini bilmediği zamanlarda sen onun bu çaresizliğini
etkili yönetmelisin.
Yönetemediğin durumlarda ne olur, öğrencin içine kapandıkça
kapanır. Çok başarılı bir öğrenci olacakken vasatı bile geçemez. Ve ne yazık ki
bir öğrenci, bir gelecek farkında olmadan katledilmiş olur. Ve sen de bunun
farkında değilsindir. Çünkü “okul sarılığı” daha önce duymadığın bir kavram. Ayrıca
okul değişimi ile yeni bir okula başlama durumu da okul sarılığı riski
taşımaktadır. Inside and out filminde geçen nakil öğrenci örneği tam da buraya
örnek verilebilir.
Küçük bir dikkatsizlik bir geleceği mahvedebilir. Dikkat et
sevgili öğretmenim.
Ve bu şekilde topluma çıktı veren okulların ürünü bir
toplum, haklarını ve sorumluluklarını ne kadar takip edebilir. Ne kadar
arayabilir. Neye nasıl direnebilir. Sağlıklı bir toplum hayali henüz yolun
başında zarar görmüştür. Sadece okul da değildir risk altında olunan. Toplumun
birçok kurumu bu tehlikeyi taşır. İşyerinde, hastanede, minibüste ve benzeri
ortamlarda kişi hak ve sorumluluklarını arayamaz. Sınırlarını bilemez. Ve toplum
tedirgin yaşamak zorunda kalır.
Örnek vermek istemedim ama her gün gazetelerin üçüncü
sayfalarını işgal eden otobüste şiddet, hastanede şiddet, iş yerinde taciz,
öğrenci yurdunda bilmem ne gibi bir sürü cinnet haberi buraya örnek
verilebilir. Hak ve sorumluluklar öğrenilmemiş ve yaşam sorunlu devam
etmektedir. Okul sarılığı veya başka bir toplumsal sarılık beyinlere kadar
işlemiş ve zarar vermiştir.
Keşke ağlamadan da meme verilebilse ilk zamanlar. Ağlamayı
öğrenene kadar.
Ağlamayı öğrenene kadar diyorum çünkü, çok fazla ilgiyle “Oblomov”lar
üretme riski de var. O da bir toplumsal hastalık. Ne yazık ki ondan da çok var
toplumda.
Bu yazıda bir toplumsal gereksinim olarak, çok değerli bir
atasözüne dikkatleri çekmek istedim. Toplumun bu atasözünün bilincine
gereksinimi açık bir gerçek. Gerçek demokrasi ve gerçek özgürlük yaşantıları üretebilmesi
için bilinçli bir toplum hedefleyen bu söz tüm insanlığın ortak gereksinimi.
Sadece bazı durumlar için ağlamadan da meme verilebileceği bu yazının temel
vurgusu. İstemek de, hak talep etmek de
öğrenilir çünkü. Ve tüm öğrenmeler gibi doğamızda da vardır özünde.
İlginçtir ki önce bu doğal istemeyi, merakı körelten;
sonra da niye yok diye öğretmeye çalışan bir eğitim sistemimiz var.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder