Aşk
Aşkın bin türlü
halinden bahsetmişimdir. Bu kez aşksızlığın en son noktası olan nefretten
bahsetmek istiyorum. Nefret de aşkın bir hali bana göre ve nefret de aşktan. Nefret
edebilmek için en çok gerekli olanların ilkidir aşk. Ve daha bir sürü şey
gerekir. Yaşanmışlıklar, acılar, pişmanlıklar ve daha birçok şey. Zordur nefrete
ulaşmak anlaşılan. Özellikle de nefret olgusunun öznesi olanlar için, çok
zordur.
Hem yaşaması zordur bu
süreci hem de anlamlandırması. Başa gelen zor da olsa bir şekilde çekilir
kuşkusuz ama gelen her ne ise onu doğru bir şekilde anlama gerçekten zordur. Hem
başa geleni anlama hem de onun hissettirdiklerini anlamlandırma yorar insanı. Ve
nefret tüm bunların sonunda gelir. Bir karara varmadır. Yargılama, hüküm koyma
ve sonraki yaşamında kalıcı izli olgunlaşmalardır.
Tam da böyle bir
dönemden geçtiğimi düşünerek kaleme alıyorum bu yazıyı. Tarihe yazılı bir kayıt
bırakmak için. Bütün bu yorgunluğu, kırgınlığı ve kafamda dönüp duran duygu
karmaşıklığını unutmamak için. Acıların, pişmanlıkların ve yaşananların
olgunlaştırıcılığını kaçırmamak için. Bir tutam da olsa arda kalan, öğrenmeden,
anlamlandırmadan, geçip gitmemesi için. Düşünürken insanlaşmak, olgunlaşmak
için.
Pişmanlıklar kuşkusuz
diz boyu. Kişilere, kurumlara ve olgulara dönük sayısız pişmanlık birbirine
girmiş durumda. Ve tabi ki kırgınlıklar, onlar da sağanak halindeler epeydir. En
çok da kendime, en çok sevdiklerime.. Doğal olarak aşkın sayısız halleri
arasında gidip gelmeler yaşanıyor. Tam olarak bir hükme varamasam da kafamda
netleştirdiğim çıkarımlarım var. Nefret etmiyorum örneğin. Kaç defa düşündüm,
kendimi, duygularımı tek tek inceledim. Her şeye rağmen nefret etmiyorum.
Ülkeme aşkım daha da
artarak devam etmekte. Birilerinin yaptığı hatalar, inandığım evrensel
değerlere aşkımı yok etmedi. Belki aşk da biraz kırıldı, yıprandı ama bitmedi.
Aramasalar da, eski güzel günlerin hatrı için güzel insanlara olan sevgim
bitmedi. Azalmadı dersem yalan olur ama o güzel günlerimizi hatırlayınca hala
tebessüm üretebiliyorum. En önemlisi de yanlış yere cezalandırıldığım halde
başıma bunların gelmesine neden olanlara bile nefret etmiyorum. Çok düşündüm,
çok değerlendirdim ve en net çıkarımlarımdan biri bu: Kesinlikle nefret
etmiyorum.
Neredeyse bir yıl
olurken yaşattıkları sayısız tecrübe için tüm herkese teşekkür ederim sadece. En
çok da kendime. Öğrendim. Çok şey öğrendim. Belki de bir ömür göremeyeceğim
kadar farklı yaşantılar biriktirdim. Yorgunluğu, kırgınlığı, pişmanlığı ve
hayatı olabildiğince öğrendim. Aşkın bin türlü halinden birçoğunu görüp tanıma
fırsatım oldu. Nefrete de varıp uğradım. Ama çok kalamadım. Bana uygun değildi.
Sevgi dururken, aşk dururken, orada kalamazdım. Sınanmadığım aşktansa sınanmış
nefreti tanımış ve sonrasında tercih edilmiş aşkla daha da olgunlaştım.
Ve şimdi tüm bu
sıkıntılar, tüm bu toplumsal tecrit ve ekonomik baskı devam ederken aşktan
bahsedebiliyorum. Aşkı nefrete tercih ediyor ve daha öncelikli
kullanabiliyorum. Aşka inanıyorum. Çünkü bizi en çok aşk kurtarabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder