Raif Bey’e kızarken
O unutulmaz eseri (Kürk
Mantolu Madonna) okurken birçok duygumda olduğu gibi kızmalarımın da zirve
yaptığı doğrudur. Bazı yerlerde kızmışımdır Raif Bey’e. Sen de okuduysan eğer
bu kızmaları anlayabilirsin. Belki de aynı yerler kızmışızdır. Ama bir tanesi
var ki, çoğu okur gibi seni de şaşırtacak kızma nedenim. Belki sen de ilk kez
burada duyacaksın bu kızma nedenini. Belki hak verecek belki de “ne ilgisi var
canım” diyerek bana kızacaksın.
Romanımızın başkahramanı
Raif Bey bir insan. Ve doğaldır ki her insan gibi o da yanılabilir. Belki de bu
romanı efsane yapan bu yanılmalardır. Ve bizim kızdığımız şeyler aslında
hayatın doğasında olan talihsizliklerdir. Bu talihsizliklerin doğallığı,
hayatın içindeliği ve yazarın bunu anlatma başarısı, kızma duygumuzu
cezbederken aynı zamanda heyecan, merak ve aşk duygularımızı da kendine
çekmektedir.
Mikro planda düşünüldüğünde
romanın akışı içerisinde birçok olay geçmekte ve başkahramanımız olaylar
içerisinde savrulmaktadır. Romanı bitirinceye kadar kafanızı dışarı çıkarıp
makro planda bakma ihtimaliniz ise neredeyse yok gibidir. Roman bittikten günler,
belki de yıllar sonradır ki daha geniş planda olayı değerlendirme ve makro
çıkarımları rahatça konuşabilme mümkün olabilecektir.
Romanın deyim
yerindeyse okurlarını çarpıp geçmesi bu durumun açıklayıcısıdır. Bu
açıklayıcının tahmini açıklayıcısı ise okur kitlesinin yaş ortalamasındaki
küçüklük ve/veya romanın merkezinde işlenen aşk düzeyindeki büyüklük olabilir. Benim
tavsiyem ortaokul ve lise düzeyinde bu gibi romanların savrulma etkisi
nedeniyle ilerleyen yaşlarda tercih edilmesidir. Bireysel farklılıklara göre
üniversite ve sonrası için bile bazı okurlarda savrulma etkisi
görülebilmektedir.
Belirli bir olgunluğa
erişme sonrasıdır ki savrulma düzeyi azalırken makro değerlendirmeler daha ön
plana çıkmaktadır. Benim bahsettiğim kızma durumu da bu gibi bir olgunluk
süreci ürünüdür. Romanın şokunu üzerinden atamayanlar için bu ifadeler saçma
bile gelebilir. Bütün diğer düşüncelerde olduğu gibi bu “saçma” düşüncesine de
yapacağım şey saygı duymaktan başka ne olabilir ki? Benim bir taraftan kızarken
bir taraftan da Raif Bey’e duyduğum saygı gibi okurlardan da saçma bulurken
saygı beklemeye hakkım olduğunu düşünüyorum.
Evet makro planda
kızıyordum Raif Bey’e. Çünkü kendisi Almanya’ya bir amaç için gitmişti. Bu
gidişi gezi ve macera olsaydı neden kızayım? Ama sen babanın fabrikasını
büyütmek için, bilim-sanat öğrenmek için gidiyorsun ve nasıl dönüyorsun. Tamam
tüm bunlar hayatın cilvesi. Tamam aşk mikro veya makro planın üstündedir çoğu
zaman. Her şeye rağmen önce dönüp gidiş amacını düşünüyorum ve sonrasında
başına gelenleri ve o dönüştüğü garip adamı düşünüyorum kızmamda haklı olduğuma
bir kez daha hak veriyorum.
Değer miydi?
Kendine, sevdiğin kadın
Maria’ya, eşine ve çocuklarına, babana, ülkene, bilime ve tüm sayamadıklarıma
daha iyi bir hayat sunamaz mıydın? Bir aşk, bir merak ve bir gençlik peşine
takılıp kendi geleceğine ket vurmaya ki okuduk hep birlikte, babanın
hayallerini boşa çıkarmaya ne hakkın vardı?
Bunları yazmayı bırakın,
düşünürken bile acımasız olduğum hissine kapılıyorum. Kendi kendime kızıyorum
sonra. Ama kızmanın ne kendime ne de Raif Bey’e bir faydası yok. Ve acı olan bu
ifadeleri söylemek değil, bu ve benzerlerinin yaşanıyor olması. Gerçekler
değişmiyor çünkü. Bir amaç peşinde giderken başka başka amaçlara kaymalar
hayatın bir gerçeği. Sonuç olarak ortaya çıkan Raif Bey’ler kendilerini bu
kadar objektif ifade etmeseler de toplumsal bir yara olarak aramızda dolaşıyorlar.
Romandaki Raif Bey’e
kızarken yaşayan Raif’ler olmak hiç de uzak değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder