10 Ağustos 2017 Perşembe

Kürk Mantolu Madonna - Raif Efendi - Hayat - Roman - Makro - Mikro - "değer miydi?"


Raif Bey’e kızarken

O unutulmaz eseri (Kürk Mantolu Madonna) okurken birçok duygumda olduğu gibi kızmalarımın da zirve yaptığı doğrudur. Bazı yerlerde kızmışımdır Raif Bey’e. Sen de okuduysan eğer bu kızmaları anlayabilirsin. Belki de aynı yerler kızmışızdır. Ama bir tanesi var ki, çoğu okur gibi seni de şaşırtacak kızma nedenim. Belki sen de ilk kez burada duyacaksın bu kızma nedenini. Belki hak verecek belki de “ne ilgisi var canım” diyerek bana kızacaksın.

Romanımızın başkahramanı Raif Bey bir insan. Ve doğaldır ki her insan gibi o da yanılabilir. Belki de bu romanı efsane yapan bu yanılmalardır. Ve bizim kızdığımız şeyler aslında hayatın doğasında olan talihsizliklerdir. Bu talihsizliklerin doğallığı, hayatın içindeliği ve yazarın bunu anlatma başarısı, kızma duygumuzu cezbederken aynı zamanda heyecan, merak ve aşk duygularımızı da kendine çekmektedir.

Mikro planda düşünüldüğünde romanın akışı içerisinde birçok olay geçmekte ve başkahramanımız olaylar içerisinde savrulmaktadır. Romanı bitirinceye kadar kafanızı dışarı çıkarıp makro planda bakma ihtimaliniz ise neredeyse yok gibidir. Roman bittikten günler, belki de yıllar sonradır ki daha geniş planda olayı değerlendirme ve makro çıkarımları rahatça konuşabilme mümkün olabilecektir.

Romanın deyim yerindeyse okurlarını çarpıp geçmesi bu durumun açıklayıcısıdır. Bu açıklayıcının tahmini açıklayıcısı ise okur kitlesinin yaş ortalamasındaki küçüklük ve/veya romanın merkezinde işlenen aşk düzeyindeki büyüklük olabilir. Benim tavsiyem ortaokul ve lise düzeyinde bu gibi romanların savrulma etkisi nedeniyle ilerleyen yaşlarda tercih edilmesidir. Bireysel farklılıklara göre üniversite ve sonrası için bile bazı okurlarda savrulma etkisi görülebilmektedir.

Belirli bir olgunluğa erişme sonrasıdır ki savrulma düzeyi azalırken makro değerlendirmeler daha ön plana çıkmaktadır. Benim bahsettiğim kızma durumu da bu gibi bir olgunluk süreci ürünüdür. Romanın şokunu üzerinden atamayanlar için bu ifadeler saçma bile gelebilir. Bütün diğer düşüncelerde olduğu gibi bu “saçma” düşüncesine de yapacağım şey saygı duymaktan başka ne olabilir ki? Benim bir taraftan kızarken bir taraftan da Raif Bey’e duyduğum saygı gibi okurlardan da saçma bulurken saygı beklemeye hakkım olduğunu düşünüyorum.  

Evet makro planda kızıyordum Raif Bey’e. Çünkü kendisi Almanya’ya bir amaç için gitmişti. Bu gidişi gezi ve macera olsaydı neden kızayım? Ama sen babanın fabrikasını büyütmek için, bilim-sanat öğrenmek için gidiyorsun ve nasıl dönüyorsun. Tamam tüm bunlar hayatın cilvesi. Tamam aşk mikro veya makro planın üstündedir çoğu zaman. Her şeye rağmen önce dönüp gidiş amacını düşünüyorum ve sonrasında başına gelenleri ve o dönüştüğü garip adamı düşünüyorum kızmamda haklı olduğuma bir kez daha hak veriyorum.

Değer miydi?

Kendine, sevdiğin kadın Maria’ya, eşine ve çocuklarına, babana, ülkene, bilime ve tüm sayamadıklarıma daha iyi bir hayat sunamaz mıydın? Bir aşk, bir merak ve bir gençlik peşine takılıp kendi geleceğine ket vurmaya ki okuduk hep birlikte, babanın hayallerini boşa çıkarmaya ne hakkın vardı?

Bunları yazmayı bırakın, düşünürken bile acımasız olduğum hissine kapılıyorum. Kendi kendime kızıyorum sonra. Ama kızmanın ne kendime ne de Raif Bey’e bir faydası yok. Ve acı olan bu ifadeleri söylemek değil, bu ve benzerlerinin yaşanıyor olması. Gerçekler değişmiyor çünkü. Bir amaç peşinde giderken başka başka amaçlara kaymalar hayatın bir gerçeği. Sonuç olarak ortaya çıkan Raif Bey’ler kendilerini bu kadar objektif ifade etmeseler de toplumsal bir yara olarak aramızda dolaşıyorlar.

Romandaki Raif Bey’e kızarken yaşayan Raif’ler olmak hiç de uzak değil.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...