Hayat ağır, hayat zor,
doğru. Lakin insanların vehimlerindeki hayat gerçeğinden bin kat daha zor, bin
kat daha ağır.
Hayat
Apartmanı – Mustafa ULUSOY
Vehim: isim, Kuruntu.
"Onlar bu vehimle
ellerinden gelse / Rüyalara sansür koyacaklar bir gün" - A. N. Asya
Türk
Dil Kurumu Sözlüğü
İçinde bulunduğum
açmazları, anlaşılmazları, en iyi açıklayan sözcüklerden biri, vehim. Belki de
içinde bulunduğumuz demeliydim. Açmazlar ve anlaşılmazlar son zamanların en yaygın
olguları. Ve yazarın ifadesiyle, zaten zor olan hayat bin kat daha zor oluyor. Vehimlerle
dolu çekilmez bir hayat, ister istemez doğallaşıyor. Kolaylaştırmak varken
zorlaştırmak, sevmek varken nefret etmek, bağışlamak varken cezalandırmak ve
yakınlaşmak dururken uzaklaşmak yaygınlaşıyor.
Ve tüm bunların olması
için “incir çekirdeğini doldurmak” şöyle dursun çekirdeğin ç’si yeterli
görülüyor. “Leb demeden leblebiyi anlama” potansiyelimizde bu vehimlerimizin
izi aranabilir. Profesyonel vehimler pratik zeka olarak değerlendirilmiş
olabilir. Bu kadar yaygın ve el üstünde tutulduğuna göre belki de vehim değil
gerçekten pratik zeka da olabilirler.
Gerçekten açmazlar o
kadar karmaşık. Öyle ki, kesin vehim olduğunu düşündüğüm örneklerin bile
gerçekliğine inanasım geldiği doğrudur. Zaman zaman kuruntu sahiplerinin
profesyonelliği öyle bir hal alıyor ki, insan gerçekten kuruntu diye
inanmadıklarına, gülüp geçtiklerine, bir süre sonra inanıveriyor. Ve kendi
kendine kızdığı oluyor insanın. Bu kadar gerçeğe vehim diyecek kadar hangi
dünyada yaşıyor olduğun sorgulaması hücum ediyor beynine, vicdanına. Vehim
desen ayrı bir hücum, gerçek desen apayrı.
Adı üstünde
anlaşılmazları yaşadığım bir dönem. İnsan kendini bile anlayamazken çoğu zaman,
bu kadar manipüle durumunda neleri nasıl anlayabilir ki? Dolayısıyla hayat bir bin kat daha
ağırlaşıyor. Ve yüz bin kat zor bir hayat yaşanmak durumunda. Ve düşündükçe
katlanarak artıyor.
O zaman düşünmemek en
iyisi. Birilerinin yaptığı gibi.
Zaten kuruntular ve
gerçekler karmaşası bir yerlerde düşünülüp manipüle havuzuna yükleniyor.
Sayısız düşünmeme memuru da bunları sürekli tekrar edip duruyor. Düşünmeden ve
düşündüğünü düşünerek. Zannederek. Sonuç itibariyle haksız da sayılmaz hiç
kimse. Düşünenlerin düşündüklerini düşünmek ve sürekli bu düşünceleri yeniden
üretmek de bir nevi düşünmektir. Bu süreç aynı zamanda o kadar hızlı ve
yoğundur ki, baş döndürücü ve ardinal üreticidir. Zevk ve isteklilik hissi
vermesi bundandır. Kimse sıkılmaz. Sürekli ve amansızca aynı şeyleri tekrar
etme iradesinin temelinde bunlar bulunabilir. Ve tabi başka şeyler de vardır.
Sonuç olarak her şey
iyidir hoştur da, mağdur olan hayatlar vardır bir kenarda. İşte işin en acısı
da budur ya. Bu tarafı olmasa eğlenceli bile denilebilir açmazlar ve
anlaşılmazlar dönemi için. Arif Nihat Asya’nın ifade ettiği gibi, rüyalara sansür
konmasa da, hayata sansür konması kuruntuların en olağan sonuçlarındandır. Hem de
ne hayatlar. Hem de ne kadar olağan. O kadar hayatı o kadar olağan algılanacak
şekilde sansürleme söz konusu olur ki, şaşamazsınız bile.
Ve sormadan
edemezsiniz, yazık değil mi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder