Denge ve yaratıcı yıkım
Bilimsel çalışmalarımla
yaşamın ilginç bir şekilde aynı çizgide seyrediyor. Belki ben abartıyor da
olabilirim. Eğitimi yaşamın kendisi olarak kabul ettiğimden sanırım, yaşamım
eğitimimle içiçe. İyi ki de öyle. Yoksa her koşulda işime sevgiyle bağlılığı
nasıl yakalayabilirdim.
Çok değil bir-bir buçuk
yıl önceydi. Chester Barnard ile yatıp yine onunla kalkıyor, onun üzerine
çalışmalar yapıyordum. Yönetim bilimine bakışım alabildiğine pozitifti. Aynı
dönem tam anlamıyla “denge” içinde bir hayatım vardı. Kendimle ve çevremle çok
iyi bir “işbirliği” içerisindeydim. Ve “kabul alanım” oldukça genişti. Tartışmıyor,
güçlü bir iletişimle huzur ve güven kaynağı oluyordum. İletişim kanallarım
alabildiğine açıktı.
Bu aralar inovasyon
çalışıyorum. “Alışılmışın dışına çıkma” ve “eski köye yeni adet” en sık
karşılaştığım cümleler. Yenileşim,
yenilik ve benzeri kavramlarla pozitif değişimleri içeren inovasyon kavramının
anlamını derinlemesine inceliyorum. Özellikle Schumpeter tarafından ortaya
atılan “yaratıcı yıkım” en favori kavramlarımdan. Son bir yıldır yaşamım da
ilginç bir şekilde yıkım kavramıyla içiçe. Kabul alanım dışsal olarak çok ciddi
bir kısıtlama ile karşım karşıya. Ve iletişmek için insan bulamaz hale geldim. Sosyal
ve psikolojik bağlamda gerçek bir yıkım geçirdim.
Kavramın orijininde
olumlu bir yıkımdan söz ediliyor olsa da şu ana kadar yaşadığım yaratıcı
yıkımlar çoğunlukla olumsuz algılar bıraktılar. En azından Barnard’ın dengesine
hasret kaldım. Bırakın işbirliği veya insan ilişkilerini bilimsel yönetimi bile
arar oldum. Taylor bile sevimli gelir oldu epeydir.
Ve belki de bu değişim
dalgası bireysel ve toplumsal bağlamda gelişmeye ve pozitif değişmeye zemin
hazırlayacak. Her ne kadar maruz kalınan yıkımın faili olmasam da çok şey
öğrendiğim bir gerçek. Biraz daha ayakları yere basan bilimsel çalışmalar,
hayattan daha fazla lezzet alan psikolojik olgunluk ve daha bir sürü ürün
inovasyonları.
Bir ihtimal daha vardı,
nedense hiç değerlendirilmeyen. Dışardan ve acı vererek yapılan yıkımlardansa
daha insancıl ve daha adil yıkımlar söz konusu olabilirdi. Ve belki de o zaman
yaratıcı olmayı bir ölçüde hak eden bir yıkım gerçekten inovatif çözümler
üretebilirdi. Bireyleri ve toplumu özgürleştiren inovatif bir yıkım, daha
evrensel değerler, daha bilimsel ölçütler ve daha objektif değerlendirme süreci
bu toplumun geresinim duyduğu en hayati inovasyonlardandı.
Bu kadar yıkım bir
anlamda fırsattı. Hala da fırsat.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder