Dünyada sadece iyi insanlar ve kötü insanlar yok. Hayatı böyle keskin sınıflara ayırmak, insanın doğasını anlamamak olurdu. Çünkü bazen iyi niyetli bir insan, yanlış kararlar alabilir. Bazen de sert, disiplinli görünen biri, aslında büyük iyiliklerin önünü açabilir. İnsanları sadece “iyi” ya da “kötü” olarak değerlendirmek yerine, onların hayata bakış açılarına, önceliklerine odaklanmalıyız. İşte bu noktada, ilişki odaklı insanlar ve iş odaklı insanlar karşımıza çıkıyor.
İlişki odaklı insanlar, çevreleriyle sıcak bağlar kurar, insanlara değer verir, empatiyle hareket eder. Onlar için önemli olan, kimsenin kırılmaması, herkesin anlaşması ve uyum içinde olmasıdır. Bir arkadaş grubunda, iş yerinde ya da aile içinde, bu insanlar herkesin birbirini anlaması için çaba harcar. Birinin morali mi bozuk? Hemen yanına gider, onu dinler, derdine ortak olur.
İş odaklı insanlar ise daha çok sonuçlara, süreçlere ve disipline önem verir. Onlar için bir şeyin gerçekleşmesi, hedefe ulaşılması ve işlerin yolunda gitmesi önceliklidir. Sadece hislerle değil, planlarla hareket ederler. Bir projeyi hayata geçirirken, bir işi yönetirken ya da büyük kararlar alırken, “Bu işin sonu ne olacak?” sorusunu sorarlar.
Peki, hayat sadece ilişki odaklı insanlarla dolu olsaydı? Herkes birbirini mutlu etmeye çalışır, kimse kimseyi kırmazdı ama işler bir türlü ilerlemezdi. Diyelim ki bir belediye başkanı, halkın her fikrini dinliyor, kimseyi üzmemek için karar alamıyor. Ama bu sırada yollar bozuluyor, çöpler toplanmıyor, hizmetler aksıyor. Sonunda, iyi niyet yetmiyor; işler yolunda gitmediği için herkes mutsuz oluyor.
Öte yandan, hayat sadece iş odaklı insanlarla dolu olsaydı? O zaman her şey bir makine düzeninde ilerlerdi ama insanlar kendilerini yalnız ve değersiz hissederdi. Sürekli üretmeye, kazanmaya ve hedefleri gerçekleştirmeye odaklanmış bir dünyada, kimse “Nasılsın?” diye sormaz, kimse yorulmuş musun diye düşünmezdi. Bir fabrikanın yöneticisini düşünelim. Eğer sadece kârlılıkla ilgilenir, çalışanların nasıl hissettiğine kulak vermezse, işçiler bir noktada tükenir ve işler yürümemeye başlar.
Hayatın dengesi burada yatıyor: İlişki odaklı insanlar ve iş odaklı insanlar birbirini tamamlıyor.
Bir doktor, hastasını sadece tıbbi verilerle değerlendiremez. Onun endişelerini, korkularını anlamazsa, en iyi tedaviyi bile uygulasa hastası kendini güvende hissetmez. Ama sadece iyi niyetle de doktor olunmaz. Teşhis koymak, tedavi planlamak, süreci yönetmek için iş odaklı olmak da gerekir.
Tarih boyunca büyük liderler, büyük işler başaran insanlar, bu iki yaklaşımı birleştirenler olmuştur. Steve Jobs, harika bir vizyonerdi ama insan ilişkileri konusunda çok sıcak biri değildi. Yine de ekibini yönetmeyi, hedefe odaklanmayı ve işleri yoluna koymayı biliyordu. Mustafa Kemal Atatürk, sadece halkını seven biri değildi; aynı zamanda disiplinli, planlı ve sonuç odaklıydı.
Bu yüzden, sadece iyi olmak yetmez. Sadece çalışkan olmak da yetmez. Hayatı anlamak, insanlarla birlikte yürüyebilmek için hem empatiyi hem de disiplini bir arada taşıyabilmek gerekir. Gerçek başarı, yalnızca insanları anlamakta değil, aynı zamanda harekete geçmekte saklıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder