1973 yılında görmüş ve “delilik” olarak
isimlendirmişti çağın hastalığını Michael Ende, Momo adlı öyküsünde. O kadar
hızlı yayılıyordu ki bu, neredeyse herkesi etkisi altına almıştı. Bulaşıcı bir
delilik tüm insanlığı tehdit etmekteydi.
Peki neydi bu bulaşıcı delilik? İnsanlar birbirlerine
vakit ayırmıyorlar, sinirli, aceleci ve neşesiz bir hayat içinde kaybolup
gidiyorlardı. Yoğundular ve haklıydılar kendilerince. Tıpkı çoğumuzun yoğunluğu
ve haklılığı gibi.
1943 yılında yayınladığı o mükemmel romanında
Sabahattin Ali de mustaripti bu hastalıktan, “seninle şöyle bir oturup
konuşamadık, yazık!” ifadeleriyle dile getiriyordu sitemini ve pişmalığını. Ve bizlere
sesleniyordu belki de, hazır vakit varken kıymetini bilin elinizdekilerin,
zaman ayırın, ilgilenin, öylesine değil hissederek yaşayın diyordu. Hala da
diyor, vakti olanlara..
Yüreğiyle yaşamayı gerçek yaşamak olarak
tanımlıyordu bir de Raif Bey’in dilinden. Ende’nin Momo’su da yüreğiyle yaşamak
olgusunu, “Nasıl ki gözlerimiz görmeye, kulaklarımız duymaya yarıyorsa, insanın
yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör bir insan için gökkuşağının renkleri ve
sağır bir insan için kuş sesleri nasıl boşunaysa, bütün bir yürekle algılanmayan
zaman da öyle boşa gider, kaybolur.” cümleleriyle yüceltmektedir. Bekiroğlu’nun,
“sevdim, çünkü ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim” ifadeleri de bu bağlamda
Momo’nun tanımına ne güzel örnektir.
Bütün bu ifadeler ve başka başka kitaplarda
görülen ifadeler, madde üzerinde şekillenen dış dünya düşünüldüğünde garip
gelebilir. Kitaplarda, ki en güzel yol arkadaşıdırlar, yer alan ve bize farklı
bir dünyanın güzel kokularını taşıyan, bizi dış dünyanın olumsuzluklarından
sıyırarak ütopyalarda yaşatan, güzellikleri hissettiren ve güzeli istettiren
güzel ifadeler herkesçe anlaşılmayabilir. Hatta bu durumu “delilik” olarak
tanımlayanlar da olabilir. Dışarısı kötüydü kitaplara sığındım diyen Cemil
Meriç ifadesiyle, kitaplardan, onlarla içiçe kitap dostlarından örülü bir
dünya, farklı bir dünya neden mümkün olmasın. 2015 yılının iletişim
teknolojileri de düşünüldüğünde, olumlu olarak, mümkünlük ihtimali artar
kanaatindeyim.
Toparlarsam, zamanın önemliliği ve yüreğimizle
hissederek bu zamanı değerlendirmemiz gerekliliği bu yazının ana düşüncesidir.
Momo’da geçen ifadeyle söylersem:
“Çünkü zaman yaşamın kendisidir ve yaşamın
yeri yürektir.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder