Sevmek öğrenilir. Kimse sana
sevmeyi öğretmedi mi?
Bekiroğlu, o güzel denemelerinden bir tanesinde kağıtla,
okurlarıyla paylaşmıştır yukarıdaki cümleyi. Sevmek olgusuna ilişkin süregelen
öğrenilir mi, genetik mi tartışmalarına taraf olmaktadır bir anlamda. Öğrenilebilirlik
tarafında, ümit tarafındadır çoğumuzun olduğu gibi.
Öğrenilebilir yönünün ağırlığında hemfikir olmakla
birlikte öğretilebilirlik bağlamı öğrenme ve öğretme tartışmalarından hareketle
irdelenmelidir kanaatindeyim. Öğrenme sürecindeki birçok bileşenden ikisi
olarak öğrenen ve öğreten kavramları bu konuda da önemli birer
açıklayıcıdırlar. Siz eğer öğreten bileşenini merkeze alırsanız bir öğretmeden
bahsedebilir ve sana kimse öğretmedi mi türünden bir çıkarıma ulaşabilirsiniz. İşin
başında öğrenen merkeze alınmışsa ki olması gereken bence, o zaman sen kimseden
öğrenmedin mi çıkarımına ulaşmak olası olacaktır.
Her birey öğrenme sürecinde kendi öğrenmesinin
öznesidir. Formal veya informal öğrenme ortamları olan hayatın her alanında her
birey kendince bir öğrenme potansiyeline, tecrübesine sahiptir. Öğrenme sürecindeki
diğer değişkenler öznedeki bu potansiyel ve tecrübe doğrultusunda şekillenmek
durumundadır. Öğretenlerin kişi, olay, nesne olmaları çok farketmemekle
birlikte öğrenme süreleri ve seviyeleri öğrenene bağlıdır.
Öğrenen değişkeni yerine öğreten değişkenlerini
savunmak, dershane ve okul reklamlarının biz kazandırdık mantığıyla aynı tarafta
görünmektedir. Herhangi bir eğitim kurumunu iyi yapan en büyük değişken o
kurumu tercih eden öğrencilerin, öznelerin, kalitesidir. Diğer değişkenler
büyük ölçüde o öğrencileri çekebilmek vb. amaçlı değerlendirilebilir. Bunlar da
önemlidir ancak, önemlilik fiilinden önce -da eki yer almaktadır.
Evet, sevgi öğrenilebilir. Bu öğrenilebilirlik sorumluluğu
da öğrenene ait olmalıdır. Kimse kimseye bir şey öğretmek zorunluluğunda
hissetmemelidir kendini. Öğretemez de zaten. Öğrenme tamamen bireysel bağlamı
ağır basan bir süreçtir. Bütün öğrenmeler birbirini destekleyerek bireyin her yönüyle
gelişimine katkı sağlar. Bu sürece öğrenilen kişi, kurum, olay, durum ve
yaşanmışlıklar gibi birçok değişken etki etse de sonuç, anlamlandırma öğrenende
bitmektedir.
Her ne kadar formal eğitim kurumları geliştirilse
de öğrenmenin doğası anlaşılmadıkça buraların hayatla içiçe olmaları zor bir
olasılıktır. Birey öğrenmeyi istemedikçe, öğrenme süreci bireyin özne olduğu
bir bağlamda ona özel geliştirilmedikçe öğrenilenlerin ezberden öte geçmesi,
anlamlı olması güçtür. Bu şekilde anlamlandırılmamış ve ezber öğrenmelerle
gelişen bir bireye de dışsal bir soru olarak; “kimse sana sevmeyi öğretmedi mi”
şeklinde sorulması oldukça olağandır. Aynı şekilde o öğrenenin de “sevmeyi
öğretene” kabahat bulması haklı görülebilir.
Oysa ki öğrenmek bireyseldir. Birey kendi
öğrenmesinin yönetilmesinde sorumluluk sahibi olmalı ve sonrasında da bu
sorumluluğun bilincine uygun hareketler beklenebilmelidir. Diğer öğrenmeleri
gibi sevmek öğrenmesi de kendi merkezli gelişen bir birey yani “sevmeyi öğrenen” daha anlamlı ve olgun bir sevmek muhtevasına
sahip olabilecektir. Bu şekilde gelişen bir süreç sonunda yukarıdaki cümle: “Sevmek
öğrenilir. Kimseden sevmeyi öğrenmedin mi?” şeklinde küçük ama anlam olarak çok
derin bir değişim geçirecektir.
Kendi öğrenmesinin öznesi olduğunun bilincinde ve
sorumluluğunda olan, öğrenmeyi seven ve sevmeyi öğrenenlere..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder