29 Mayıs 2015 Cuma

Etken-edilgen olma ve eğitim örgütü için öneriler


“Bir örgütün kültürünü belirleyen şey, görevini içinde yerine getirdiği topluluk değil, görevin kendi doğasıdır” Drucker 2011,82

Örgütün toplumsal sorumluluğu ile toplumun örgüt üzerindeki etkileri çatışmasında örgütün tavrı ve sonuçlarını eğitim örgütü örneğinde tartışma hedefindeki bu yazı, eğitim örgütlerine özne olmaları önerisiyle noktalanmaktadır. Bu öneri başka kişi ve örgütlerce de değerlendirilebilir..

Bir örgütün bir toplum içinde olma zorunluluğu, o topluluktan olma zorunluluğunu doğurmamaktadır. Elbette ki bir örgüt olan okul sosyal bir bağlamda konumlanacak, içinde bulunduğu çevrenin dilini konuşacak, orada yaşayan insanlara kapılarını açacak ve o çevreye insanlar yetiştirecektir. Yani kısacası okulu açık örgüt olmaktan çıkaramaz, içinde bulunduğu çevreden ayıramazsınız. Ama bir gerçek de var ki, eğer bir örgüt kendi olarak gelecekte de var olmak istiyorsa kültürünü kendini oluşturan görevin doğasına göre belirlemelidir.

Bir üniversite, içinde bulunduğu ülkenin kültürüne göre değil de üniversite olgusunun gereklerini o ülke kültüründe yeniden kurgulayarak kaliteli bir vizyon ve kültür ortaya koymalıdır. Sizin üniversiteyi o toplumdaki var olan negatif kültürel ögelerden ayırt etmeden tasarlamanız, üniversitenin o toplum için pozitif dönüştürücü iddiasından baştan vazgeçmeniz demektir.

İşte tam da bu bağlamda okulun, eğitimin toplumsal rolleri karşımıza çıkmakta ve bize “kendi kültürü ile toplumu dönüştürme” görevini hatırlatmaktadır. Bütün örgütlerde bu böyledir. Her örgüt önce üyelerinin sonra da tüm potansiyel üyelerinin kültürünü dönüştürme amacını gizli açık taşımaktadır. Çünkü örgütün etkililiği buna bağlıdır. Bir örgüt yapı ve kültürüyle ne kadar kendini kabul ettirebilmişse o kadar kendi olarak kalabilecek, etken bir rolde toplumda yer edinecektir. Bir örgüt olarak ne zaman ki edilgen olunmaya başlandı, o durumda hedeflerin gerçekleştirilmesi de yapının sürdürülmesi de sorgulanmaya başlanacaktır. Hatta bazı yorumlarda o örgütün toplumsal bağlamda ayak bağı olduğuna ilişkin vurgularla, varlığının sorgulanması bile söz konusu olabilir. Çünkü o örgüt görevinin doğasına göre değil de başka başka şekillerde bir çalışma kültürü geliştirmiş ve amaca hizmet edememektedir.

Bireyler de en küçük örgüt olarak değerlendirilirlerse, benzer yorumlar onlar için de yapılabilir. Bir birey içinde bulunduğu toplum, topluluğa göre hareket ediyorsa bir süre sonra çevresinden kabul görmemeye başlaması olasıdır. Bir süre çok yanlış bir yansıtmayla birileri tarafında kabul görüyor “-mış” gibi görünse bile, kısa süreli bu yanlış algı ilerleyen süreçte gerçeğiyle değişmek durumundadır. Gerçek şu ki, o birey o toplumda görevinin doğasına uygun bir kültüre değil de başka değişkenlere göre oluşturulmuş bir kültürü yaşamaktadır. Bu da amaca hizmet etmeyeceği için kabul görmeyecek ve o bireyin dışlanması ile sonuçlanacaktır.


Kısaca, bireyler de örgütler de kendi olarak, özlerinin/görevlerinin doğasına göre bir kültür geliştirmeli ve yaşamalıdırlar. Bu bağlamda Milner’in “kendine ait bir hayat” isimli paylaşımına göz atılabilir..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Öğrencinin Hayalinden Tutmak

Hayaller ve Paylaşmanın İnceliği Hayaller, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir. Kendi hayalini gerçekleştirmek için pe...