“Bir örgütün kültürünü belirleyen
şey, görevini içinde yerine getirdiği topluluk değil, görevin kendi doğasıdır”
Drucker 2011,82
Örgütün toplumsal
sorumluluğu ile toplumun örgüt üzerindeki etkileri çatışmasında örgütün tavrı
ve sonuçlarını eğitim örgütü örneğinde tartışma hedefindeki bu yazı, eğitim
örgütlerine özne olmaları önerisiyle noktalanmaktadır. Bu öneri başka kişi ve
örgütlerce de değerlendirilebilir..
Bir örgütün bir
toplum içinde olma zorunluluğu, o topluluktan olma zorunluluğunu
doğurmamaktadır. Elbette ki bir örgüt olan okul sosyal bir bağlamda
konumlanacak, içinde bulunduğu çevrenin dilini konuşacak, orada yaşayan
insanlara kapılarını açacak ve o çevreye insanlar yetiştirecektir. Yani
kısacası okulu açık örgüt olmaktan çıkaramaz, içinde bulunduğu çevreden
ayıramazsınız. Ama bir gerçek de var ki, eğer bir örgüt kendi olarak gelecekte
de var olmak istiyorsa kültürünü kendini oluşturan görevin doğasına göre
belirlemelidir.
Bir üniversite,
içinde bulunduğu ülkenin kültürüne göre değil de üniversite olgusunun
gereklerini o ülke kültüründe yeniden kurgulayarak kaliteli bir vizyon ve
kültür ortaya koymalıdır. Sizin üniversiteyi o toplumdaki var olan negatif
kültürel ögelerden ayırt etmeden tasarlamanız, üniversitenin o toplum için
pozitif dönüştürücü iddiasından baştan vazgeçmeniz demektir.
İşte tam da bu
bağlamda okulun, eğitimin toplumsal rolleri karşımıza çıkmakta ve bize “kendi
kültürü ile toplumu dönüştürme” görevini hatırlatmaktadır. Bütün örgütlerde bu
böyledir. Her örgüt önce üyelerinin sonra da tüm potansiyel üyelerinin
kültürünü dönüştürme amacını gizli açık taşımaktadır. Çünkü örgütün etkililiği
buna bağlıdır. Bir örgüt yapı ve kültürüyle ne kadar kendini kabul
ettirebilmişse o kadar kendi olarak kalabilecek, etken bir rolde toplumda yer
edinecektir. Bir örgüt olarak ne zaman ki edilgen olunmaya başlandı, o durumda
hedeflerin gerçekleştirilmesi de yapının sürdürülmesi de sorgulanmaya
başlanacaktır. Hatta bazı yorumlarda o örgütün toplumsal bağlamda ayak bağı
olduğuna ilişkin vurgularla, varlığının sorgulanması bile söz konusu olabilir.
Çünkü o örgüt görevinin doğasına göre değil de başka başka şekillerde bir
çalışma kültürü geliştirmiş ve amaca hizmet edememektedir.
Bireyler de en küçük
örgüt olarak değerlendirilirlerse, benzer yorumlar onlar için de yapılabilir.
Bir birey içinde bulunduğu toplum, topluluğa göre hareket ediyorsa bir süre
sonra çevresinden kabul görmemeye başlaması olasıdır. Bir süre çok yanlış bir
yansıtmayla birileri tarafında kabul görüyor “-mış” gibi görünse bile, kısa
süreli bu yanlış algı ilerleyen süreçte gerçeğiyle değişmek durumundadır.
Gerçek şu ki, o birey o toplumda görevinin doğasına uygun bir kültüre değil de
başka değişkenlere göre oluşturulmuş bir kültürü yaşamaktadır. Bu da amaca
hizmet etmeyeceği için kabul görmeyecek ve o bireyin dışlanması ile
sonuçlanacaktır.
Kısaca, bireyler de
örgütler de kendi olarak, özlerinin/görevlerinin doğasına göre bir kültür
geliştirmeli ve yaşamalıdırlar. Bu bağlamda Milner’in “kendine ait bir hayat”
isimli paylaşımına göz atılabilir..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder